DOLAR 16,6768
EURO 17,3859
ALTIN 969,059
BIST 2384,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana °C

-Zihinsel Engelli Çocuğu Olan Annelerin Destansı Başarı Öyküleri / Utku Sağılır

-Zihinsel Engelli Çocuğu Olan Annelerin Destansı Başarı Öyküleri / Utku Sağılır
26.05.2022
124
A+
A-

Zihinsel engelli çocuğu olan ebeveynlerin hayatları, katlanılan zorluklarla birlikte genelde başarı öykülerinden oluşur. Bu öyküleri de büyük oranda anneler yazar…
Bir annenin en büyük korkusu çocuğunun kendisinden önce ölmesidir.
Engelli çocuğu olan bir annenin en büyük korkusu ise çocuğundan önce ölmektir… Engelli çocuğu olan anneler, çocuklarının kendilerinden önce ölmesi için dua eder.
Tersinin oluşturabileceği olumsuzlukların yarattığı kabuslarla kafasını yastığa koyar, yeni güne de aynı derin endişelerle başlar. Büyümeyen bebeğini kimselere güvenemezken, kendisinden sonra hoyrat ellerde kalabilecek olmasının kaygısıyla her an soğuk ter döker.
Bu gerçeği öğrendiğimde canım yandı, çok etkilendim.
“Engelli çocuğum benden sonra ne olacak?” Engelli çocuğu olan annelerin, ebeveynlerin bu çığlığını mümkün olduğunca çok sayıda insana duyurabilmek için yazıldı Derin Çığlık.
Sorunu bizzat yaşayanlarla yapılan röportajlar, pek kulak vermediğimiz acıların derin çığlığıyla birlikte, her biri bir destan olan başarı öykülerini de yüreğimizin önüne bıraktı. Zihinsel engelli çocuğu olan anneler, tarihe altın harflerle geçecek destansı başarı öyküleri yazıyor.
Çocuğunun engelli olduğunu öğrendiğinde yaşadığı şoku atlattıktan sonra, onun tedavisi, eğitimi ve hayata tutunabilecek hale gelmesi için harcadığı insanüstü çaba, engelli annelerini evrende çok ayrı bir yere koyuyor.
Anneler bir yandan çocukları kimsesiz kalmasın, kendi şefkatlerinin dışında bir ortamda yapayalnız olmasın diye kendilerine iyi bakıp, ölümlerini olabildiğince ertelemeye çalışırken, bir yandan da nefes aldıkları her an ölümcül bir kaygıyı yüreklerinde büyütüyorlar.
Anneler evrene derin endişe çığlıkları atarken, mucizevi bir güçle de zorluklara meydan okuyor, çocukları için savaşıyor ve hayatlarını onlara adıyor.
Onların tek isteği; çocuklarını kendilerinden sonra kalabilecekleri, şefkatli ve uzman insanların çalıştığı, şeffaf, çağdaş tesislerin hayata geçirilmesi, bu tür tesislerin tüm yutta yeterli sayıda bulunması.
Devlet bu konuda son derece bilimsel, profesyonel ve insancıl örgütlenmemişse, özellikle zihinsel engelli çocuk sahibi anne ve babalar her gece kabus görmeye devam ediyor, gelecekle ilgili umutlar, etkisinden kurtulması zor bir girdaba dönüşüyor…
ENGELLİ EVLAT ANNEDEN ÖNCE ÖLÜRSE NE OLUR?
Öte yandan 22 yaşındaki otistik oğlunu kaybeden avukat bir annenin yaşadıkları, kendisi öyle bir dua etmiş olmasa da, bazı annelerin duasının kabul görmesi halinde olabilecekleri ve hissedilebilecekleri çarpıcı şekilde aktarıyor.
KİM ENGELLİ, KİM YARDIMA MUHTAÇ?
Bu sorunun yanı sıra, fiziksel engeli bulunan çok sayıda insanın başarı öyküsü de; uzuvları yerinde, kendisinin ve sevdiklerinin sağlık sorunu bulunmayan, buna rağmen neredeyse yaşamlarının yarısını depresif geçiren ve bu yüzden başarılabilecek onca işten, ulaşılabilecek onca hedeften uzak kalan insanlar için ibretlik, imrenilecek, ilham alınacak örnekler olarak ortada duruyor.

Görme yetisini 20 yaşında kaybeden kadın avukatın insan ilişkilerindeki başarısı, oyuncak zannettiği el bombasının patlaması sonucu bir elini kaybeden 6 yaşındaki bir çocuğun eğitim fakültesi dekanlığına uzanan yaşam öyküsü, iki kolunu ve ayak başparmaklarını kaybeden, aynı anda beyin travması geçiren 10 yaşındaki bir çocuğun milli atlet olması, aynı zamanda insan ilişkilerinde inanılmaz başarısı ve pozitif enerji yayan kişiliği, herkesin ilgisini çekecek yaşam kesitlerini barındırıyor.
YANLIŞ YAPILANMA VE DAVRANIŞLAR
“Engelliler Parkı” aslında engellilerin pek istemediği bir yapılanma. Bu tür yapılar onları toplumdan izole etmek için birebir. Oysa engelliler toplumsal hayatın her alanında diğer insanlarla kaynaşmak, topluma entegre olmak istiyor.
Bu tür yanlış yapılanmaların, fiziksel engelli insanları ve zihinsel engelli insanların yakınlarını rencide edebilecek yanlış davranış ve yaklaşımların yeniden gözden geçirilip, gerekirse bir eğitim seferberliği ile bertaraf edilmesi gerekiyor. Fiziksel engelli bir insana, o istemediği sürece yardım edilmemesi gerektiğini bilmediğimizde kırıcı ve yaralayıcı olabiliyoruz. Ağır fiziksel engeli olmasına rağmen kendisiyle dalga geçebilen ve toplumun bu konudaki bilinçsizliğine alışıp, bununla ilgili espriler yapabilen bireylerle yaptığım söyleşiler sayesinde müthiş bir öğrenme süreci yaşadım. Gazetecilik yaparken, engellilerle bir araya geldiğimde öğrendiklerimin üzerine böylece çok sağlam doneler ekledim. Tüm bunları da kitaba yansıttım. Örneğin iki kolu olmayan biri, protez kollarıyla sigarasını yakmak isterken, elimi cebine atıp çakmağını çıkarmamam gerektiğini, bunun ağır bir özel yaşam ihlali olduğunu, ya da tekerlekli sandalyesinde oturan bir arkadaşıma, o istemedikçe yardım etmemem gerektiğini, yine bu kitabın içeriğindeki söyleşiler aracılığıyla öğrendim.
Öte yandan gerek şehirlerimizin fiziksel altyapı yetersizlikleri, gerek toplumdaki bilgi eksiği, yanı sıra yerel yönetimlerimizin ve merkezi yönetimin ilgili bürokrasideki sorunların giderilmesinde biraz yavaş kalması, son olarak da kanunların uygulanmasındaki yetersizlikler, daha kat edilecek çok yol olduğunu bizlere her an hatırlatıyor.

Fiziksel engeli olan bir insan toplumun büyük kesimi tarafından aynı zamanda zihinsel engelli yerine konuyor, mesleği olmadığı varsayılıyor ve asalak muamelesi görüyor. Oysa engelli olduğu halde kendi kendine yetebilen, hatta istihdam yaratabilen, hayatın bir çok dalında ilham kaynağı olabilecek denli başarı sağlayan çok sayıda insan mevcut.

Bir çocuğun engelli bireylerle uygun tarzda iletişim kurabilmesinden, engelli birini gördüğünde nasıl davranması gerektiğine, toplumda engellilerin rahatça hareket kabiliyeti kazanmasından, engellinin oy kullanacağı sandığın 4. katta bulunmasına, çişini tutmaktan böbrekleri bozulan engellilerin varlığına kadar çok sayıda konuyu irdeleyen Derin Çığlık, toplumumuzun bu konuda olumlu dönüşüm sağlamasına katkı koymak amacıyla kaleme alındı, derlendi…

SEVİNÇ ERASLAN
Sevinç Eraslan gibi, Türkiye’de, engelli eğitimiyle ilgili yaşayan bir abide olarak bilinen, onca yüreğe dokunan bir eğitimci, girişimci ve bürokratın, tecrübelerini anlattığı iki uzun röportaj, kitabın derinliğine önemli katkı koydu. Sevinç Eraslan’ın yaşadıkları, yaptıkları ve şahit oldukları, çok sayıda soruya net cevap olacak nitelikte.

ENGELLİLERDE CİNSELLİK VE TACİZDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ
“Engellilerle Cinsellik ve Tacizden Korunma Yöntemleri” başlığıyla işlenen bölümler ise Derin Çığlık’ın yelpazesini toplum yararına genişletiyor, farkındalık oluşturuyor. Mutlaka irdelenmesi gereken bir konu ve kanayan yaralarımızdan biri.
Özellikle ergenlik çağına gelen zihinsel engelli erkek çocukların, bu konuda ebeveynleriyle birlikte iyi eğitim almaması durumunda çok derin acılar, Yunan Trajedilerini aratmayan olaylar yaşandığını görüyor, duyuyoruz. Annesine, ablasına saldıran, olur olmaz yerde masturbasyon yaparak eğitilmemiş içgüdülerine göre hareket eden engelli bireylerin, bilimsel yöntemlerle rehabilite edilmesinin önündeki engeller toplumsal bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.
Cinselliğin tabu olduğu bir toplumda, kendi cinsellikleriyle ilgili eğitimi almakta büyük sorun yaşayan çoğu ebeveynin, engelli çocuğuyla ilgili alabileceği uzman yönlendirmelerinden kaçınması, bununla ilgili yapılan eğitim çalışmalarına katılmaması, kanayan bir yaranın şifa bulmasının önündeki en büyük engel.
Bu konuda araştırma yaparken duyduklarım beni derinden etkiledi. Özellikle özellikle ablasına karşı cinsel açıdan saldırgan tavırlar sergileyen engelli bir gencin, başka bir şehirdeki rehabilitasyon merkezine gönderilmesinin ardından trafik kazasında hayatını kaybetmiş olması, benzer sorunlar karşısında insanların yaşadığı ikilemlerin haklılığını ortaya koyması açısından önem taşıyor.

Kitabı oluşturmak için harekete geçmeden 3 ay önce kafamda yazmaya başlamıştım… Kimlerle konuşmam gerektiğini, engelli çocuğu olan ailelerle röportaj yaparken hangi soruları yöneltmemin uygun olacağını, bu soruları yöneltirken insanları üzüp üzmeyeceğimi, vermek istediğim mesajı alabilmek için bazı yürek burkan hatıraların canlanmasına yol açıp açmayacağımı, bunlara göz yumup yumamayacığımı, evrensel bir sorunu, evrensel vuruculukta yansıtabilip yansıtamayacağımı düşündüm, bununla ilgili çok kafa yordum.
Öyle bir kitap olsun istedim ki; hem engellilerle ilgili sorunların büyük kısmını içersin, hem de çözüm önerilerini barındırarak umut versin. Umut verirken de yaşanan acıları bütün derinliği, çıplaklığı ve yakıcılığı ile yansıtsın. Bir yandan da bilinçli, farkında ve yapılması gerekini bilen bir topluma dönüşülmesine katkı konulmasını hedeflemeliydim. Derin Çığlık’ta umut var, mevcut tabloyu ortaya koyan doneler var, yaşanan acılar bütün çıplaklığıyla yansıtılıyor, Batı ülkelerindeki tablo ortaya konuluyor ve ülkemizdeki durum bütün çıplaklığıyla irdeleniyor.…

Elbette Türkiye’de engellilerin ve yakınlarının sorunlarıyla ilgili yol alınıyor ve güzel işlere imza atılıyor fakat neden daha iyisi için çaba gösterilmesin? Özellikle her güne, engelli çocuklarının kendilerinden sonra ne olacağına dair kaygıyla başlayan annelerin yarasına merhem olmak hepimizin görevi değil mi?
Engellilerle ilgili Batı toplumlarındaki düzeyi kendi toplumumuzdan neden esirgeyelim? Toplumda engellilerin sorunlarıyla ilgili farkındalık yaratılması, çocukların ve gençlerin bu konuda bilinçlendirilmesi müthiş önemli.

Engelli çocuğu olan ailelerin dağılma süreci, diğer ailelere göre daha sık yaşanabiliyor. Bu durumda da engelli çocukla ilgili bütün sorumluluğu ve yükü çoğu zaman anne tek başına taşıyor. Bu konu da mutlaka irdelenmesi ve pozitif ayrımcılığa dönüşmesi gereken bir hassasiyet taşıyor.
Engelli çocuğu olan annelerin çoğu bu sorunu derinden yaşayan ve yükü tek başına omuzlamak zorunda kaldığı için hissettiği travmanın yarattığı etkiye göğüs germeye çalışan güçlü kişiliklerden oluşuyor.

Bu arada engelli çocuğu olan babalar arasında, bir anne ihtimamıyla davranan, büyük özveri gösteren, hayatını çocuğuna adayanlar da yok değildi. Onlarla röportaj yapmak benim için büyük mutluluk oldu.

Hayatını engellilerle ilgili sorunlara adamış bir akademisyen, biri ABD’de biri Türkiye’de olmak üzere ayağını bilekten iki kez kırmış bir iş kadınının kurduğu empatiyle engelli sorunlarına yürekten eğilmesi, bir elini el bombasının patlaması sonucu 6 yaşında kaybeden emekli bir dekanın etkileyici yaşam öyküsü, zihinsel engelli çocuğu olan annelerin ve babaların yaşadıkları, özel bir rehabilitasyon merkezi sahibi eğitimcinin anlattıkları ve özeleştirisi, Adana Barosu Engelli Hakları Komisyonu üyelerinin konuya hukuksal bakışı, Derin Çığlık’taki önemli kilometre taşları…

Kitabı oluştururken amacım üzüm yemekti, bağcıyı dövmekle bir an bile ilgilenmedim. İsveçli anneler zihinsel engelli çocuklarını biri iki saatliğine, bir iki günlüğüne, bir iki haftalığına, kendileri öldükten sonra da temelli bırakabilecekleri tesisleri hak ediyor da, bizim cefakar annelerimiz böyle çağdaş tesisleri hak etmiyor mu?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.