25 Mayıs 2026, 14:07:07
Dolar 42,2340
Euro 48,8802
Altın 5.629,56
BİST 10.824,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana 24°C
Az Bulutlu
Adana
24°C
Az Bulutlu
Cts 24°C
Paz 16°C
Pts 19°C
Sal 20°C

CHP’nin yol ayrımı: Hukuk ne diyor, akıl ne söylüyor ?

CHP’nin yol ayrımı: Hukuk ne diyor, akıl ne söylüyor ?
25 Mayıs 2026 12:22
A+
A-

NİYAZİ KOÇ

Geçtiğimiz perşembe Ankara’dan çıkan o karar, bir partinin kapısını sarsmakla kalmadı; Türk siyasetinin son yıllardaki en kritik dönemecini de masaya getirdi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin Kasım 2023’te yapılan kurultayını ve ondan sonra yapılan bütün kurultayları “mutlak butlan” diyerek iptal etti. Hukukçuların dilinde bu, “bu kurultaylar baştan beri yoktur” anlamına geliyor.

Tablo bugün şudur: Kemal Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla Genel Başkanlığa döndü. TBMM sicilinde Genel Başkan artık Kılıçdaroğlu yazıyor. YSK, partinin itirazını reddetti. Banka hesaplarına erişim Kılıçdaroğlu ekibine geçti. 38. Kurultay’daki “delege satın alma” iddialarıyla ilgili soruşturmada 13 kişi gözaltına alındı. Karşı tarafta Özgür Özel cuma günü kapalı grup toplantısında 110 milletvekilinin desteğiyle Grup Başkanı seçildi ve mahkeme kararını tanımadığını açıkladı. Belediye başkanları “45 günde olağanüstü kurultay” çağrısı yapıyor.

Bu fotoğrafa bakanlar farklı şeyler görüyor. Ama dikkatli bakanlar şunu görüyor: Bu işin merkezinde, hayatı boyunca hukuktan, dürüstlükten, kuralcılıktan ayrılmamış bir adam var. Kemal Kılıçdaroğlu, koltuğu kapma derdine düşse istediği gibi savururdu meseleyi. Yapmıyor. Sakince, sabırla, hukuk ne diyorsa onu yapmaya çalışıyor. Bu yazı, neden onun tarafının doğru taraf olduğunu anlatmaya çalışacak.

İşi hakkıyla anlayabilmek için bu hafta uzun saatlerimi mahalleden tanıdığım, yıllardır Adana’da siyasi parti hukuku ve seçim hukuku üzerine çalışan bir hukukçu dostumla telefonda geçirdim. Anlattıklarını burada kendi cümlelerimle aktaracağım.

“Önce Şu Gerçeği Gör: Delege Yok”

Dostumun ilk söylediği cümleydi bu. “40 gün, 45 gün, 7 ay tartışmasını bir kenara koy” dedi. “Önce tüzüğe ve yasaya bak. Sonra her şey yerine oturuyor.”

Mahkeme kararı tek bir kurultayı iptal etmedi; 2023 sonrası yapılan bütün il kongrelerini, ilçe kongrelerini, delege seçimlerini hükümsüz saydı. Peki büyük kurultay nasıl toplanır? Tüzükteki Kurultay Yönetmeliği’nin 4. maddesi sayıyor: Kurultay üyeleri ya doğal üyedir (genel başkan, milletvekilleri, parti meclisi üyeleri filan), ya da il kongrelerinde seçilen delegelerdir. 2023 sonrası kongreler hükümsüz; o tarihten önce seçilenlerin de — ki bunlar 2020’de seçildi — görev süresi 2 yıldır ve 2022’de bitti.

Dostumun sözleriyle: “CHP’nin bugün hukuken geçerli bir tek delegesi bile yok. Kim isterse istesin imza toplasın, kimden toplayacak? Olmayan delegeden mi? Bu, mahkeme kararının kendi iç mantığının doğal sonucu.”

İşte Kılıçdaroğlu’nun “acele etmeyelim” demesinin birinci sebebi bu. Acele edilirse, yeni bir hukuki çıkmaza girilir. O, çıkmaza girmek değil, çıkmaktan çıkmak istiyor. Bu sabır, koltuk sevdası değil, sorumluluk göstergesi.

“45 Günde Kurultay” Mümkün Değil

CHP’li büyükşehir belediye başkanları ve Özel cephesi 40-45 gün diyor. Tüzüğün 22. maddesine dayandırıyorlar. Hukukçu dostum bu noktada üç ayrı engele dikkat çekti.

“Birincisi, çağrı yetkisi.” Tüzük m.22/1 net: Olağanüstü kurultayı Genel Başkan çağırır. Beşte birin onbeş günlük süre içinde noter onaylı imzasıyla yaptığı başvuru çağrıyı tek başına yapmıyor; çağrıyı zorlayan bir başvuru. Çağrıyı yapan hâlâ Genel Başkan. Bugün mahkeme kararı Genel Başkanlığı Kılıçdaroğlu’na vermiş; imza onun Genel Başkanlığına teslim edilir, çağrıyı da o yapar.

“İkincisi seçim yasağı.” Tüzük m.22/4: “Olağanüstü kurultayda gündemden başka bir konu görüşülemez. Seçim yapılamaz. Ancak Genel Başkan gündeme seçim maddesi koyabilir.” Yani 1/5 imzayla toplanan olağanüstü kurultayda Genel Başkan seçimi yapılması tüzüksel olarak yasak. İstisna m.22/5’te: İmza atanların sayısı kurultay üyelerinin salt çoğunluğunu (yarıdan fazlasını) geçerse seçim maddesi konabilir. Yani %20 değil, %50+1.

“Üçüncüsü, en güçlüsü — delege boşluğu. Hangi delege imza atacak? Mahkeme kararı bütün delegeleri yok saymış.”

Bu üç engel, sıradan engeller değil. Tüzüğün açık emredici hükümleri. Kılıçdaroğlu bunlara saygı duyuyor — saygı duymak zorunda. Çünkü tüzüğü yok sayarak yapılacak bir kurultay, yarın yeni bir mahkeme önünde “yine yokluk” diye iptal edilirse, partiyi kim koruyacak? Kılıçdaroğlu burada partiyi koruyor. Kişisel hesap yapan değil, kurumsal hesap yapan adamın işi bu.

Yasanın Hızlandıramadığı Bir Süreç

Diyelim ki herkes uzlaştı, “kurultay yapalım” dedik. Dostum bunun da bir takvimi olduğunu, kimsenin bu takvimi hızlandıramayacağını söyledi. Sebep Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesinde: Parti içi seçimler yargı gözetimi altında yapılır. Yani ilçe seçim kurulu denetiminde. İlçe seçim kurullarının kendi yoğunlukları, takvimleri, ilan süreleri var. Üst üste yapamazsınız; bir ilçenin kongresini bitireceksiniz, itirazları bekleteceksiniz, sonra ötekine geçeceksiniz.

Süreç şöyle işliyormuş: Önce mahalle ve muhtarlık delege seçimleri. Üye listeleri güncellenecek, askıya çıkacak, itirazlar alınacak, kesinleşecek. 6-8 hafta. Sonra 973 ilçede ilçe kongreleri. Hepsi ilçe seçim kurulu denetiminde. 2-3 ay. Ardından 81 ilde il kongreleri. Yine seçim kurulu denetiminde. 1-2 ay daha. En sonunda büyük kurultay. Kurultay Yönetmeliği m.7/1’e göre tarihi en az 30 gün önceden duyurulacak; m.7/3’e göre delege listesi en az 15 gün önceden YSK’ya teslim edilecek.

“Hepsini topladığında en az 6, gerçekçi olarak 7-8 ay” dedi dostum. “Bu Kılıçdaroğlu’nun isteği değil. Mahkeme kararının ve yasanın doğal sonucu.”

Şu noktayı bir daha vurgulayalım: Kılıçdaroğlu bu süreyi uzatmak için hiçbir şey yapmıyor. Süreyi mahkeme kararı uzattı, tüzük uzattı, yasa uzattı. O, sadece tüzüğe ve yasaya uyuyor. Buna saygıdır denir; ezikliktir veya hesapçılıktır denmez.

Yargıtay Daha Karar Vermedi — En Büyük Risk Burada

CHP, mahkemenin kararını Yargıtay’a taşıdı. Karar daha kesinleşmedi. Üst mahkeme henüz konuşmadı.

Dostumun anlattığı senaryolar net: Yargıtay tedbiri kaldırabilir — o zaman Özel hemen göreve döner. Esastan bozabilir — bütün karar çöker. Kısmen bozabilir — yine işler karışır. “Şimdi Kılıçdaroğlu’nun yerine kim olsa şu soruyu sorar” dedi: “Yargıtay daha karar vermeden, partinin tabanını alt üst eden, milyonlarca üyeyi etkileyecek bir kurultay sürecini başlatayım mı? Cevap belli: Hayır. Çünkü Yargıtay başka türlü karar verirse, başlattığın bütün süreç çöker. Üstelik bir parti için arka arkaya iki kurultayın iptali, Hazine yardımının kesilmesinden milletvekili grubunun dağılmasına, seçimde aday gösterememeye kadar onarılamaz hasarlar demek.”

Hukukçular buna “bekletici mesele” diyormuş — Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.165. Bir üst mahkemede dava varken alt mahkemenin kararına dayanarak büyük adımlar atmak, hukuki güvenlik ilkesine aykırıymış. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesinin tam ortasındaymış.

Bir de Anayasa Mahkemesi var. Özel ve ekibi muhtemelen bireysel başvuru yapacak. Anayasa m.33 (örgütlenme özgürlüğü), m.36 (adil yargılanma), m.68 (siyasi parti hakkı) ihlali gerekçesiyle. AYM bu işlerde tedbir kararı verebilirmiş. Bu da ayrı bir bekletici mesele yaratırmış.

Kılıçdaroğlu’nun tutumu şudur: Yargıtay konuşsun, AYM konuşsun, ondan sonra yola çıkalım. Bu risk yönetimidir. Bir genel başkan, partisini öyle alaylı şekilde maceraya sürükleyemez. Hukuk önce bitmeli, sonra siyaset konuşmalı. Kılıçdaroğlu siyasetin önüne hukuku koyuyor; ki kaç siyasetçi bunu yapabiliyor bu memlekette? İyice düşünelim.

Bu Kararın Hukuki Temelleri Aslında Sandığınız Kadar Sağlam Değil

Burada dostumun anlattıkları beni en çok şaşırtanlardı. “Bu kararın hukuki temelleri zayıftır” dedi.

“Bir kere ‘mutlak butlan’ denen şey öyle her kurultay için söylenebilecek bir laf değil. Yargıtay’ın yıllar içinde oturmuş içtihatları var. Mutlak butlan ne zaman olur? Toplantı yeter sayısına uyulmamışsa, ya da emredici hükme açıkça aykırı bir karar alınmışsa — örneğin parti üyesi olmayan birini Genel Başkan seçerseniz. Bunlar nettir.”

Peki bu kurultayda ne iddia ediliyor? “Delegeler satın alındı, iradeleri sakatlandı.” Dostumun deyimiyle bu irade fesadıdır. “İrade fesadı klasik olarak mutlak butlan sebebi değil, iptal sebebidir. Türk Medeni Kanunu’nun 83. maddesi bunun için bir süre koymuş: Karardan haberdar olduğun günden itibaren 1 ay, en geç karar tarihinden itibaren 3 ay içinde dava açacaksın. Bu süre geçerse hakkın düşer.”

Tabloya bakalım: 38. Kurultay Kasım 2023’te yapıldı. Dava 2025’te açıldı. Aradan 1,5 yıl geçti. “Eğer dava normal şartlarda görülseydi süre yönünden reddedilirdi” diyor dostum. “Ama ‘mutlak butlan’ dendi; çünkü mutlak butlan süreye tabi değil.”

Anayasa’nın 79. maddesi de var: “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” Dostumun sorusu şu: “38. Kurultay seçimleri YSK denetiminde yapıldı, mazbatalar YSK denetiminde verildi. Hukuk mahkemesi şimdi gelip ‘bu kurultay yoktur’ diyorsa, YSK’nın onayladığı seçimi fiilen iptal etmiş oluyor. Bu Anayasa’nın açık hükmüyle ters düşer.”

Anayasa’nın 69. maddesi siyasi partilere yargı müdahalesinin sınırını çiziyor. Kapatma yetkisi yalnızca Anayasa Mahkemesi’ne ait. “Şimdi bir asliye/istinaf hukuk dairesinin partinin bütün yönetimini tedbiren değiştirme yetkisinin olması, anayasal sistemle ne kadar uyumlu?” diyor dostum.

İşte burası önemli: Kılıçdaroğlu bu kararı alkışlamıyor. Aksine, partinin Yargıtay’a temyiz başvurusunu yapan, “bu karar tartışmalıdır” diyen ekip de onun ekibi. Yani Kılıçdaroğlu kendisini Genel Başkan yapan kararı bile sorgulayan bir tutum içinde. Bu kadar dürüst, bu kadar tutarlı kaç siyasetçi vardır?

Peki Şimdi Ne Olacak? — Kılıçdaroğlu’nun Tarihi Anı

Telefonu kapatmadan önce sordum: “Sen Kılıçdaroğlu’nun yerinde olsaydın ne yapardın?” Dostumun cevabı şuydu:

“Çıkardım kameralar karşısına, derdim ki: Bu makama benim talebimle gelmedim, mahkeme kararıyla geldim. Yasaların bana izin verdiği en kısa sürede kurultaya gideceğim. Ama bu süre 45 gün değil. Çünkü mahkeme kararı bütün delegeleri yok saydı. Yeni delege seçeceğiz. İlçeden başlayacağız. İlçe seçim kurulları denetiminde olacak. 81 ilde il kongreleri yapılacak. Hepsi tüzüğümüze, hepsi yasamıza uygun olacak. Sahte bir kurultayla yeni bir iptal davasına gerekçe vermeyeceğiz.

Bu süre içinde tek bir şey yapacağım: Partimi temiz, güçlü, kurumsal olarak ayakta tutacak şekilde devredeceğim. Bu kurultayda ben aday olmayacağım.”

“İşte ‘aday olmayacağım’ cümlesi her şeyi değiştirir” dedi dostum. “O cümleyi söylediği andan itibaren Kılıçdaroğlu artık kendi geleceği için konuşmuyor; sadece parti için konuşuyor. Hiçbir suçlama kalmaz: ‘Koltuğu kapmak istiyor’ diyemezler. Hukuki çerçevesi de güçlenir, ahlaki çerçevesi de.”

Kılıçdaroğlu’nun şahsında bu memleketin görmeye hasret olduğu bir tipoloji var: koltuğa yapışmayan, hesap vermekten kaçmayan, hukuktan korkmayan ve gerektiğinde kenara çekilmesini bilen siyasetçi. 30 yıllık siyasi hayatı boyunca yolsuzluk bulaşmamış tek isimlerden biri. Genel başkanlığa “Gandhi” diye gelmiş, “Gandhi” diye gidiyor. Bu kadar temiz bir siyasetçinin mahkeme kararıyla da olsa görev başında olması, bu kriz döneminde partiye düşmüş bir nimettir aslında.

CHP’yi Birinci Parti Yapan Geniş Tabanı Korumak

Burada dostumla biraz da hukukun dışına çıktık. Konuyu siyasete getirdim. Çünkü şu günlerde dört bir yandan ses geliyor: “CHP daha şu çizgiye gelsin”, “CHP daha bu kanata yaklaşsın.” Kim ne istiyorsa CHP’nin oraya gitmesini istiyor.

Dostum sakin konuştu: “CHP’yi 47 yıl sonra birinci parti yapan dinamiği iyi okumak lazım. O dinamik tek bir ideolojik çizgi değildi. Atatürkçüsünden sosyal demokratına, kentlisinden köylüsüne, türbanlı kadınından laik kadınına, Kürt seçmeninden Türk milliyetçisine, yaşlı CHP’lisinden 18 yaşında yeni seçmene kadar çok geniş bir koalisyondu. Birinci parti olmak demek tek tip seçmen değil; geniş bir cephe demek.”

“Şimdi bu cepheyi parçalamaya yönelik öneriler gelirse” dedi dostum, “kim getirirse getirsin, Kılıçdaroğlu çok dikkatli durmalı. Çünkü bir Genel Başkan, hele de mahkeme kararıyla gelmiş ve aday olmayacağını ilan etmiş bir Genel Başkan, partinin ideolojik çizgisini tek başına çevirme yetkisine sahip değildir. O yetkiyi delegelerden almadı. Aldığı tek görev, partiyi sağlam delege yapısıyla yeni Genel Başkanına teslim etmek.”

Türkiye’nin çıkışı CHP’nin daralmasında değil, genişlemesinde. İstanbul’da DEM seçmeninin CHP belediyesine verdiği destek tesadüf değil. Ankara’da gençlerin, Antalya’da emeklilerin, Adana’da çiftçinin CHP’yi tercih etmesi tesadüf değil. Bu mozaik çok değerli, kolay kurulmadı; kırılırsa toplanmaz. Kılıçdaroğlu’nun zaten geleneksel ve doğal tutumu da budur — kucaklayıcı, geniş, kapsayıcı. Partiyi 6’lı Masa ile cumhurbaşkanlığı eşiğine getiren de bu kucaklayıcı çizgiydi.

Bu Süreyi Nasıl Değerlendirmeli?

7-8 ay kısa süre değil. Dostum bu sürede üç şeyin yapılabileceğini, hatta yapılması gerektiğini söyledi.

Birincisi, parti içi temizlik. Tüzüğün 20. maddesi disiplin kurulunun yetkilerini düzenliyor. Hakkında ciddi soruşturma olan, kesinleşmiş mahkûmiyeti olan, ahlaki itibarı zedeleyenler hakkında işlem yapılacak. “Bu intikam değil, partiyi temizleme” diyor dostum. CHP’li belediyelerden gelen rüşvet ve ihale yolsuzluğu haberleri, partinin moral otoritesini erozyona uğrattı. Kılıçdaroğlu’nun temiz kişisel sicili bu temizlik için en güçlü mihenk taşıdır. Onun döneminde hazırlanacak bir etik adaylık tüzüğü — aday olacaklar mal beyanı verecek, hakkında soruşturma olan aday olmayacak, mali şeffaflık taahhüdü verecek — Türk siyasetine emsal teşkil eder.

İkincisi, kalıcı kurumlar bırakmak. Dostum Almanya örneğini verdi: “Friedrich Ebert Stiftung var, SPD’nin vakfı. Konrad Adenauer var, CDU’nun. Bunlar partilerin fikri ve insani altyapısını oluşturan kurumlar. Türkiye’de bu yok.” CHP’nin de böyle bir vakfı olmalı. Yanına bir Siyaset Akademisi, gençleri yetiştirsin. Bir de Demokrasi Enstitüsü, anayasa hukuku ve seçim hukuku üzerine araştırma yapsın. Kılıçdaroğlu’nun kişisel mirası, dürüstlük ve hukukçuluk üzerine inşa edilmiş kalıcı kurumlar olacak.

Üçüncüsü, tüzük reformu. “Bu kriz CHP tüzüğünün zaaflarını da gösterdi” diyor dostum. “Olağanüstü kurultay çağrı mekanizması istismara açık. Disiplin süreçleri yavaş. Mali denetim zayıf.” Bir komisyon kurulmalı; parti dışı hukukçular, anayasa hukuku akademisyenleri, emekli yüksek yargıçlar. Çıkacak metin, gelecek kurultayda görüşülmek üzere hazır bekletilmeli.

Bir de en önemlisi: Özel ile diyalog. Mahkeme kararı belki Kılıçdaroğlu’na yetki vermiş olabilir, ama o bu yetkiyi düşmanlık üretmek için değil, uzlaşma üretmek için kullanacaktır. “Özel benim düşmanım değildir” demesi yeterli olur. Çünkü Kılıçdaroğlu kavga adamı değildir; bunu 13 yıllık Genel Başkanlığı boyunca defalarca gösterdi. Tabanı kucaklayan, kimseyi dışlamayan, hukuka teslim olan bir adamdır.

Sonuç: Hızlı Değil, Sağlam Bir Kurultay; Kılıçdaroğlu’nun Doğru Tarafı

CHP tarihinin en zor günlerinden birini yaşıyor. Mahkeme kararı tartışmalıdır, hukuki temelleri zayıftır — ama bugün yürürlüktedir ve Kılıçdaroğlu bu kararla görevde.

Burada üzerinde çok az durulan bir gerçek var: Bu kriz, doğru zamanda doğru adamı parti başına getirdi. Türkiye’nin en temiz siyasetçilerinden, hayatı boyunca koltuk peşinde koşmamış, kişisel servet biriktirmemiş, davasına bağlı bir hukukçu olan Kılıçdaroğlu, böyle bir krizi yönetebilecek nadir liderlerden biri. Hırsla değil sabırla, kavgayla değil hukukla, kişisel çıkarla değil parti çıkarıyla hareket eden bir adamın bu kritik geçiş döneminde başta olması, partiyi muhtemel daha büyük hasarlardan koruyacaktır.

Hukukçu dostumun son cümlesi şuydu: “Kılıçdaroğlu’nun vereceği söz ‘45 günde kurultay’ değil; tüzüğümüzün, yasamızın çizdiği doğal süre içinde, hukuken sağlam, kimsenin itiraz edemeyeceği, iptal edilmeyecek bir kurultay olmalı. Bu kurultay 6-8 ay sürer, çünkü mevzuat öyle der. Bu sürede partiyi temizleyecek, kalıcı kurumlar kuracak, tüzük reformunu hazırlayacak, Özel ile masayı paylaşacak, tabanın tümüne seslenecek ve sonunda aday olmadan koltuğu yeni gelene teslim edecek. İşte tarih bunu yazacak.”

Telefonu kapatırken aklıma eski bir söz geldi: Koltuğa yapışanlar tarihe geçmez; koltuğu zamanında ve onurlu biçimde bırakanlar geçer. Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde işte bu fırsat var. Ve onu tanıyan herkes biliyor ki, bu fırsatı en doğru şekilde değerlendirecek kişi de odur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.