31 Mayıs 2026, 22:00:18
Dolar 42,2340
Euro 48,8802
Altın 5.629,56
BİST 10.824,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana 24°C
Az Bulutlu
Adana
24°C
Az Bulutlu
Cts 24°C
Paz 16°C
Pts 19°C
Sal 20°C

CHP’nin önündeki kritik eşik: Kişisel hesaplar mı, devlet aklı mı?

CHP’nin önündeki kritik eşik: Kişisel hesaplar mı, devlet aklı mı?
31 Mayıs 2026 18:53 | Son Güncellenme: 31 Mayıs 2026 18:58
A+
A-

EDİTÖR’DEN

Türkiye siyasetinde bazı dönemler vardır; görünen tartışmaların arkasında daha derin kırılmalar, daha eski yöntemler ve daha büyük hesaplar bulunur. Bugün CHP etrafında yaşanan gelişmeleri de böyle bir çerçevede okumak gerektiğini düşünüyorum.

Fazilet Partisi’nin kapatılması süreci, Türk siyasetinde yeni bir parti doğumunu neredeyse kaçınılmaz hâle getirmişti. 2001 yılında Fazilet Partisi kapatılınca hareket iki ana damara ayrıldı: Gelenekçiler Saadet Partisi’ni kurarken, yenilikçiler Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti’yi kurdu. AK Parti, 14 Ağustos 2001’de bu siyasal kırılmanın sonucu olarak doğdu.

Bugün Ekrem İmamoğlu’nun da benzer bir siyasal psikolojiyi ve benzer bir tarihsel örneği kullanmaya çalıştığı görülüyor. “Önümüz kesildi, iktidara yürüyorduk, bize engel olundu” söylemi üzerinden bir mağduriyet zemini oluşturulmak isteniyor. Bu şartlar bahane edilerek, rüzgârı arkasına alıp yeni bir siyasi parti kurma arayışı açıkça hissediliyor.

Aslında bugün Özgür Özel’in izlediği siyasi çizgiye de bu açıdan bakmak gerekiyor. Görünen tablo şudur: Ekrem İmamoğlu’nun yönlendirmesiyle, “Biz iktidara gidiyorduk; AK Parti destekli müdahalelerle önümüz kesildi. Ama bizim önümüzü kimse kesemez. Madem öyle, biz de ayrılır, yeni bir parti kurar ve iktidara geliriz” anlayışı sahneye konulmak isteniyor.

Bu, ilk bakışta 2002’de Refah Partisi geleneğinden ayrılarak AK Parti’nin ortaya çıkışına benzetilmeye çalışılan eski bir siyasi taktiktir. Ancak burada çok önemli bir fark vardır: Bugünkü tablo, kendi köklerinden beslenen doğal bir siyasi yenilenme değil; CHP’nin kurumsal hafızasının, devlet aklına yakın seçmen tabanının ve Cumhuriyetçi damarının dışına taşan, kişisel ikbal ve güç mücadelesi görüntüsü veren bir süreçtir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta var: O gün AK Parti’nin kurulmasına kimler, hangi akılla ve hangi gerekçelerle destek verdiyse; bugün CHP içinden çıkacak yeni bir partinin kurulmasını dizayn etmeye çalışan zihniyet de bana göre aynı tarihsel aklın devamıdır.

Zaman içinde Recep Tayyip Erdoğan bu yapının ve bu yönlendirmelerin farkına vararak kendisini onlardan uzaklaştırmayı başardı. Ancak bugün Ekrem İmamoğlu liderliğinde şekillenen yapı, bana göre o günkü yönlendirmelerin benzerini CHP içinde yeniden üretmeye çalışıyor. Bunu belki birçok insan bugün açık biçimde göremiyor olabilir; fakat ben bu tabloyu çok net görüyorum.

Tarih bazen tekerrür eder. Ama unutulmamalıdır: Bugün o gün değildir.

Bugün halk da, devlet aklı da, CHP’nin aklıselim sahibi seçmeni de bu tür senaryoları çok daha net görmektedir. Ekrem İmamoğlu ve ekibi ne yaparsa yapsın, devletin hafızası da CHP’nin sağduyulu delegeleri, yöneticileri ve seçmenleri de bu tür hamlelere kolay kolay fırsat vermeyecektir.

İmamoğlu ve Özgür Özel çevresi bugün yaşanan her gelişmeyi AK Parti’ye ve devlete bağlamaya çalışıyor. “Bizim önümüzü kestiler, bizi durdurmak istiyorlar, CHP’yi dizayn ediyorlar” söylemi üzerinden bir mağduriyet algısı üretmeye çalışıyorlar. Oysa ben bu iddiayı gerçekçi bulmuyorum.

AK Parti hükümeti bugün hem içeride ciddi ekonomik sorunlarla hem de dış politikada son derece ağır ve hassas dosyalarla uğraşırken, gündeminin merkezinde CHP’nin iç tartışmalarının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü mevcut hâliyle CHP, ne kadar oy alırsa alsın, gerçek anlamda iktidara hazırlanan, devlet yönetmeye talip, programlı ve güven veren bir parti görüntüsü vermiyor.

Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin de zaten iktidar olmak gibi ciddi bir hazırlığı ve kaygısı olduğu kanaatinde değilim. Görünen tablo daha çok şudur: Belediyeler bizde olsun, bizim kadrolarımız işe yerleşsin, bizim çevremizdeki müteahhitler ve iş insanları imkânlardan faydalansın. Siyasetin merkezi, Türkiye’yi yönetme iddiasından çok belediye imkânlarını koruma refleksine sıkışmış görünüyor.

Türkiye’nin ekonomisine, dış politikasına, güvenlik mimarisine, bölgesel risklerine, enerji politikalarına, üretim modeline, sanayi stratejisine ve devlet yönetimine dair ciddi, bütünlüklü ve inandırıcı bir hazırlık ortaya koyamadıkları için de aslında iktidara gelmek gibi gerçek bir meseleleri yok.

Bunun üzerine bir de sürekli “erken seçim” ve “baskın seçim” propagandası yapılıyor. AK Parti’nin baskın seçim yapabileceği söyleniyor. Ama insan sormadan edemiyor: Neden yapsın? Niçin yapsın?

Siyasi iktidar ekonomik zorluklarla mücadele ederken, bölgesel krizleri yönetmeye çalışırken ve muhalefet kendi içinde bu kadar dağınık, hazırlıksız ve çelişkili bir görüntü verirken, erken seçime gitmesi için ortada rasyonel bir sebep görünmüyor.

Bu nedenle İmamoğlu ve Özgür Özel çevresinin ürettiği “AK Parti ve devlet bizi durduruyor” söylemi, bana göre daha çok kendi iç hesaplaşmalarını perdelemek için kullanılan bir propaganda dilidir. CHP’nin bugünkü sorunu dışarıdan dizayn edilmesi değil; içeride iktidar aklı, devlet ciddiyeti ve programlı siyaset üretme kapasitesini kaybetmiş olmasıdır.

Tam da bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu’na büyük bir sorumluluk düşmektedir. Kemal Bey’in bu süreci çok dikkatli okuması gerekir. CHP’nin kurumsal kimliğini, devlet geleneğiyle bağını ve sağduyulu seçmen tabanını koruyacak bir geçiş planı hazırlanmalıdır.

Kemal Bey, her zaman olduğu gibi devlet adamlığı refleksini koruyarak, yasal hükümler ve parti tüzüğü çerçevesinde CHP’yi mümkün olan en kısa süre içinde olağanüstü genel kurula götürmelidir.

Bu kongre yalnızca bir yönetim değişikliği değil, CHP’nin yeniden yön tayin edeceği tarihî bir eşik olmalıdır. Parti; genç, milliyetçi, ulusalcı, devlet aklına bağlı ve ekonomi ağırlıklı yeni bir modeli benimsemelidir. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan muhalefet; bağırıp çağıran, öfkeyle hareket eden, kişisel hırslarla savrulan bir muhalefet değil; akılla, dengeyle, programla ve toplumsal sorumlulukla hareket eden bir muhalefettir.

Bu nedenle CHP’nin başına gelecek yeni lider de uzlaşıcı, sakin, devletin hassasiyetlerini bilen, toplumu germeyen, ekonomiyi merkeze alan ve millete güven veren bir isim olmalıdır. Kemal Bey, zamanı geldiğinde partiyi güvenilir, dengeli ve kurumsal aklı temsil eden böyle bir kadroya emanet ederek kendisini de siyaset sahnesinden onurlu biçimde emekli etmeyi bilmelidir.

Burada asıl mesele zamanlamadır. Eğer bu geçiş doğru zamanda yapılmazsa ve CHP kendi iç dengesini kurmadan yeni bir parti hamlesi gelirse, birçok şey havada kalır. Böyle bir tablo, hem CHP’nin geleneksel tabanında hem de Türkiye siyasetinde ciddi bir belirsizlik oluşturur.

Bana göre, bugün bu yapıyı bu noktaya getiren siyasi süreçlerin merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu vardır. Bu nedenle çözümün anahtarı da yine onun atacağı doğru ve zamanında adımlarda saklıdır. Kemal Bey hem bu kurguyu boşa çıkaracak hem de partiyi sağlıklı bir geçişle yeni döneme taşıyacak iradeyi göstermek zorundadır.

CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey; öfkeyle savrulmak değil, akılla toparlanmaktır. Kişisel ikbal arayışlarına teslim olmak değil, kurumsal hafızayı, devlet aklını ve milletin ortak menfaatini korumaktır.

Şartlar ne olursa olsun, sistem kendi dengesi içinde yeni liderlerini çıkarır. Siyasette kişiler gelir geçer; kurumlar, devlet aklı ve millet iradesi kalıcıdır.

Zaman her şeyi gösterecek.

Devlet her zaman devlettir. Devlet uyumaz.

Aydınlık günler yakındır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.