CHP Genel Başkan Yardımcısı Kuşoğlu, fon olayına ‘devlet krizi’ dedi! ‘Sorumlular hâlâ görevde’
CHP Genel Başkan Yardımcısı Kuşoğlu, fon olayına ilişkin ‘devlet krizi’ yorumunu yaptı. Devletçiliği ön plana çıkarmanın gerekli olduğunu belirten Kuşoğlu, toplumsal faydayı ön plana alan bir sistem önerdiklerini belirtti
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Ulusal Kanal ekranlarında Adnan Türkkan’ın sunduğu Fikir Meydanı programına konuk oldu. Kuşoğlu, Türkkan’ın güncel konulara dair sorularını yanıtladı.
‘SORUMLU OLAN SİYASİLER HÂLÂ GÖREV BAŞINDA’
Son günlerde Türkiye’nin de gündemini meşgul eden bu ekonomik gelişmeler, özellikle fon operasyonları, tutuklamalar ve milyonlarca euronun İsviçre’ye kaçırıldığı iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu durum bir bankacılık krizine mi evriliyor, yoksa bu fon olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz buna benzer krizleri daha önce de yaşadık. 1980’lerde maliyeci olarak göreve başladığım dönemde banker krizi vardı. O zaman Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve borsa yoktu, düzenlemeler yetersizdi. Ancak bugün SPK var, tecrübemiz var. Devletin bu alanı denetimsiz bırakması kabul edilemez. Suni olarak artırılan değerler ve piyasadan kaçan milyarlarca dolarlık paralar var. Bu durumun ekonomiyi ve mevcut ekonomi programını etkilemesinden, kaçan paranın dövize gitmesinden veya yurt dışına çıkmasından endişe ediyorum. SPK krizinin daha büyük bir ekonomik krize dönüşmemesi için acilen tedbir alınmalıdır. Ayrıca bu durum, liyakatsiz atamalar ve kamu kurumlarının kötü yönetilmesi nedeniyle aynı zamanda bir devlet krizine işaret etmektedir.
Tedbir alınmalı diyorsunuz, peki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bu konuda ne öneriyor?
Olayın tam olarak nereden kaynaklandığı ve kimin istismar ettiği henüz açıklanmış değil. Böyle bir krizde sorumluluğu olan siyasiler ve bürokratlar hâlâ görevlerinin başında oturuyor. Görevden alınmadan sağlıklı bir soruşturma yürütülemez. Bir an önce sorumluların görevden alınması, tahkikatın yapılması ve kaç mağdur ile ne kadarlık bir kayıp olduğunun netleştirilmesi gerekmektedir.
Peki, ortaya çıkan bu büyük zarar ve mağduriyet nereden tahsil edilecek? Kamu bütçesinden, yani 86 milyonun cebinden mi karşılanacak?
Evet, ne yazık ki bütçe imkanlarıyla yapılacak her ödeme halkın cebinden çıkacaktır. Normalde emekliye, işçiye veya yatırıma gitmesi gereken bütçe kaynakları, bu açıkları kapatmak ve istismar edenlerin yarattığı tahribatı gidermek için kullanılmak zorunda kalacak.

ŞİMŞEK’TEN CHP’YE YANIT GELDİ Mİ?
Son yıllarda borsaya giren insan sayısı katlanarak arttı ve paradan para kazanma sistemi teşvik edildi. Bu sistemi ve yatırımların üretime yönelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
En büyük hatalardan biri de budur. Söz konusu 24-25 milyar dolarlık kaynak kolay yoldan para kazanmaya değil de imalat sanayi veya tarım gibi alanlara yatırılsaydı, büyük bir istihdam sağlanır ve ekonomiye olumlu katkı yapardı. Bize sermaye piyasalarının tasarrufları artıracağı ve sermayeyi tabana yayacağı öğretilmişti ancak bunun gerçekleşmediğini, piyasanın adeta bir kumar alanına dönüştüğünü görüyoruz.
CHP Ekonomi Kurulu toplantısından sonra Sayın Kılıçdaroğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e 7 soru sormuştu. Bu sorulara ilişkin herhangi bir yanıt veya açıklama geldi mi?
Bülent Kuşoğlu: Herhangi bir yanıt gelmedi. Zararın boyutu, mağdur sayısı veya risk tutarı hakkında hâlâ resmi bir bilgilendirme yok. Bunların tespiti için uzun araştırmalara gerek olmaksızın yetkili kurumların veri tabanlarından anında erişilebilir olması gerekirdi.
Yaşanan bu tablodaki siyasi sorumluların rolü nedir?
Siyasetçi ve bürokrat iş birliği olmadan bu ölçekte yolsuzluklar yapılamaz. Devlet krizinden kastım da tam olarak kurumların liyakatsiz atanmış kişiler yüzünden işleyemez hale gelmesidir. Ayrıca reel ekonomi yerine finans ekonomisinin ve sermaye kazançlarının aşırı teşvik edilip vergilendirilmemesi de bu sistemi beslemektedir.
CHP’NİN EKONOMİ PROGRAMI NELERİ İÇERİYOR?
Yüksek faize ve sıcak paraya dayalı bu ekonomi programına alternatif olarak CHP nasıl bir ekonomi modeli öngörüyor?
Yeni kurulan dünya düzeninde liberalizmin yetersiz kaldığı ortadadır. CHP olarak devleti ve kamuculuğu öne çıkaran bir anlayışı savunuyoruz. Bize göre devlet; eğitim, sağlık, tarım, enerji, savunma sanayii ve yüksek teknoloji alanlarında doğrudan yatırımcı veya güçlü bir düzenleyici olarak devrede olmak zorundadır.
Buradaki devletçilik anlayışı kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) eski haliyle geri getirilmesi mi, yoksa farklı bir yaklaşım mı?
Eskinin hatalarını tekrarlamadan; üretici ve tüketici kooperatiflerini etkin kılarak, stratejik alanlarda devletin düzenleyici veya yatırımcı roller üstlendiği planlı bir ekonomi modelini kastediyoruz. Özel sektörü tamamen dışlamak değil, toplumsal faydayı ön plana alan bir planlama yapmaktır.
Mazot fiyatlarının artması gibi durumlar çiftçiyi ve üretimi zorluyor. Tarım ve çiftçiyi desteklemek adına neler yapılmalıdır?
Tarımda planlı üretime geçilmelidir. Toprağın ve bölgenin verimliliğine göre neyin ekileceğine devlet yön vermeli, çiftçiler desteklenmeli ve üretici kooperatifleri yaygınlaştırılmalıdır. Aksi takdirde plansız üretim fiyat dalgalanmalarına ve çiftçinin mağduriyetine yol açmaktadır.
KUŞOĞLU’NDAN ÇOK KUTUPLU DÜNYA ÇIKIŞI
Küresel gelişmelere, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Doğu ülkeleriyle ilişkilere CHP nasıl bakıyor?
Eski iki kutuplu veya tek kutuplu dünya geride kaldı. Türkiye, Doğu ile Batı arasında köprü konumunda olan bir ülkedir. Dış politikada sadece tek bir bloğa bağımlı kalmadan, milli çıkarlarımız doğrultusunda çok yönlü ve esnek bir diplomasi yürütmek zorundayız. Ancak güçlü bir dış politika yürütebilmenin ön koşulu ekonomiyi sağlamlaştırmaktır.
Savunma sanayiindeki adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Savunma sanayiindeki tüm olumlu adımları destekliyoruz. Ancak savunma sanayii bir siyasi partinin değil, devletin ve ülkenin savunma sanayii olmalıdır. Sektörde tekelleşme önlenmeli, şeffaflık ve rekabet sağlanmalıdır.
İlerleyen yıllarda bazı devletlerin yok olabileceğini ve Atatürk Cumhuriyeti’ni yaşatmak gerektiğini ifade etmiştiniz. Bununla neyi kastediyorsunuz?
Yapay zeka, otomasyon ve yoğun göç dalgaları yeni bir sosyoloji ortaya çıkarıyor. Teknolojiyi ve nitelikli insan gücünü yönetemeyen toplumlar zayıflayacak ve bazı devletler varlık riskiyle karşılaşacaktır. Türkiye olarak insanımıza, eğitime ve toplumsal yapımıza sahip çıkarak bu dönüşüme hazırlıklı olmalıyız.
ÖZELLEŞTİRMELERE TEPKİ
Hükümetin otoyol ve köprüleri özelleştirme planlarına karşı CHP’nin tutumu nedir?
Bu özelleştirmeler üretimi veya verimliliği artırmak için değil, sadece bugünün bütçe açığını kapatmak için yapılan adımlardır. Yollardan ve köprülerden alınan yüksek ücretler lojistik maliyetlerini ve dolayısıyla enflasyonu artırmaktadır. Geleceği feda ederek günü kurtarma anlayışına karşıyız.
Yaklaşan bütçe görüşmelerinde CHP nasıl bir strateji izleyecek?
Bülent Kuşoğlu: Bütçenin büyük kısmı personel ve cari transferlerden oluşmakta, yatırıma ve üretime yeterli pay ayrılmamaktadır. Sosyal güvenlik açıklarının temel sebebi de istihdam ve üretim politikalarının eksikliğidir. Komisyonda sayımız azalsa da halkın ve üretimin hakkını savunmaya devam edeceğiz.
CHP içindeki kurultay ve arınma süreci ile Abant’ta yapılacak kamp hakkında bilgi verir misiniz?
Partimizden bazı ayrılıklar yaşandı. Kongre süreçlerimizi mahallelerden başlayarak tamamlayacak ve yenilenmiş bir yapıyla yolumuza devam edeceğiz. Kampımızda ise Türkiye’nin ve dünyanın geleceğine yönelik politikalarımızı, söylemlerimizi ve parti programımızı detaylıca ele alacağız.
Bazı belediye meclis üyelerinin veya başkanların partiden ayrılıp AK Parti’ye geçmesini ve oluşan meclis çoğunluklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçmenin sandıkta vermediği yetkiyi, meclis üyeleri üzerinden veya baskı/vaatlerle elde etmeye çalışmak halkın iradesine saygısızlıktır. Bu durum siyasi etiğe ve demokrasiye aykırıdır.
KILIÇDAROĞLU DEVLET AKLI DİYEREK NE KAST ETTİ?
Sayın Kılıçdaroğlu’nun vurguladığı “devlet aklı” kavramından ne anlamalıyız?
Devlet aklı ile derin devleti kastetmiyoruz. Devletin hafızası, kültürü ve bürokratik birikimi önemlidir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde seçilmişlerin ve Meclis’in etkisi azaldığı için sadece atanmışların aklı hakim hale gelmiştir. Sağlıklı bir yönetim için “devlet aklı” ile halkın iradesini temsil eden “millet aklının” dengede olması gerekir.
Kaynak: Aydınlık