23 Ekim 2026, 17:32:24
Dolar 42,2340
Euro 48,8802
Altın 5.629,56
BİST 10.824,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana 24°C
Az Bulutlu
Adana
24°C
Az Bulutlu
Cts 24°C
Paz 16°C
Pts 19°C
Sal 20°C

Bütçe açığı kimin cebine akıyor?

Bütçe açığı kimin cebine akıyor?
23 Ekim 2026 15:45 | Son Güncellenme: 23 Ekim 2026 15:46
A+
A-

2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi Meclis’e geldi. Giderler 27 trilyon 276 milyar lira, gelirler 23 trilyon 408 milyar lira, açık ise 3 trilyon 868 milyar lira. Açığın millî gelire oranı yüzde 3,5. Ana akım ekonomistler koro hâlinde yine aynı nakaratı tutturdu: Açık büyüdü, kamu şişti, kemerler sıkılmalı. Oysa sorulması gereken soru, açığın ne kadar büyük olduğu değil, kimin cebine aktığıdır.

BÜTÇE AÇIĞI BİR KAYNAK TRANSFERİDİR

Bu bir görüş değil, muhasebe tanımıdır. Kamunun açığı, özel kesimin net finansal varlık kazancıdır. Devletin harcayıp vergi olarak geri almadığı her lira birilerinin cebinde kalır. Dolayısıyla bütçe açığı ne kendiliğinden iyidir ne de kendiliğinden kötüdür. Önemli olan, o kaynağın kime transfer edildiğidir; depremzedeye mi, üreticiye mi, hanehalkına mı, yoksa rantiyeye mi?

DEPREMZEDEYE GİDEN AÇIK TARTIŞILAMAZ

Son üç yılda bütçe açığının büyük bölümü, 6 Şubat depremlerinin yaralarını sarmaya gitti. Yalnızca 2026 bütçesinde deprem bölgesi için 653 milyar lira ayrıldı. 2027 teklifinde bile deprem harcamaları hariç tutulduğunda açığın millî gelire oranı yüzde 2,8’e iniyor. On bir ili kapsayan bir felaketin ardından yüz binlerce konutun, okulun, hastanenin ve altyapının bu hızla yeniden inşa edilmesi, dünyada eşine az rastlanan bir başarıdır.

Burada hakkı teslim etmek gerekir: Hükümet çok büyük bir iş yapmıştır ve takdiri kesinlikle hak etmektedir. Bu açık israf değil, sosyal devletin ta kendisidir. “Mali disiplin” diye diye depremzedeye yapılan transferi yük gibi sunanlar, aynı bütçede faize akan trilyonları hiç dert etmiyor.

Ana akım ekonomistlerin “kamu açık veriyor” diyerek bu tabloyu üstü kapalı biçimde enflasyonun kaynağı gibi sunması, en hafif deyimle bir ahlaki çöküştür. Depremzedenin konutunu “mali disiplinsizlik”, sıcak paracının faizini “piyasa gereği” sayan bu anlayış, rantiyenin sözcülüğünden başka bir şey değildir.

500 BİN KONUT VE ANADOLU’YA YÖNELİŞ

2027 bütçesinin ikinci olumlu yönü konut. Sosyal konut finansmanı 100 milyar liradan 250 milyar liraya, yani yüzde 150 artırıldı. Büyük şehirlerde 500 bin konutluk proje için adım atılması son derece önemli. Kira, enflasyonun en yapışkan kalemi. Konut arzını kamu eliyle artırmak hem sosyal adaleti hem fiyat istikrarını aynı anda gözeten bir politikadır. Umarım proje en kısa zamanda hayata geçirilir.

Altyapı yatırımları ve büyük şehirlerdeki yoğunluğun Anadolu’ya kaydırılması girişimleri de aynı ölçüde değerlidir. İstanbul’un son sel felaketi bir kez daha gösterdi ki metropollerin taşıma kapasitesinin sınırı aşılmıştır. Sanayinin, nüfusun ve yatırımın Anadolu’ya yayılması hem afet riskini hem bölgesel eşitsizliği azaltır.

BİRİNCİ SORUN: BÜTÇENİN KARA DELİĞİ FAİZ

Gelelim asıl meseleye. 2027’de faize 3 trilyon 975 milyar lira ayrılıyor. 2026’da bu rakam 2 trilyon 742 milyardı; artış yüzde 45. Faiz gideri, 3 trilyon 868 milyarlık bütçe açığının tamamından büyük. Başka bir deyişle, faiz olmasaydı bütçe 110 milyar lira fazla verecekti. Açıktaki büyümenin yaklaşık yüzde 95’i faizden kaynaklanıyor.

Hükümet “en büyük pay eğitime ayrıldı” diyor. Eğitime 3 trilyon 747 milyar lira ayrılıyor; faize ise 228 milyar lira daha fazlası. Bu ülkede artık çocuklarımızın eğitiminden daha fazla parayı faize ödüyoruz. Günde 10,9 milyar, saatte 450 milyon lira. Kişi başına yılda yaklaşık 46 bin lira.

Bu para kimin cebine gidiyor? Faiz lobisinin ve carry trade yapan sıcak paracıların cebine gidiyor. Dışarıda düşük faizle borçlanıp TL’ye geçen, kurun sabit tutulduğu ortamda yüksek faizi dolar bazında toplayan ve kârını yurt dışına götüren spekülatif sermaye, bu transferin en büyük kazananıdır.

Depremzedeye giden açık ülkede kalır, üretir, istihdam yaratır. Sıcak paracıya giden açık ise ülkeyi terk eder.

İKİNCİ SORUN:

MAAŞLAR HEDEFE FİYATLAR GERÇEĞE GÖRE

Personel giderleri 5 trilyon 507 milyardan 7 trilyon 117 milyar liraya çıkıyor; artış yüzde 29,2. 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28,4 olduğuna göre reel artış neredeyse sıfır. Personelin bütçedeki payı yüzde 29,1’den yüzde 26,1’e geriliyor. Yani “yük” diye sunulan memur reel olarak yerinde sayarken faiz reel olarak yaklaşık yüzde 13 büyüyor.

Asıl tehlike şurada: Memur ve emekli maaşları, gerçekleşen enflasyonun altında kalacağı beklenen hedef enflasyona göre ayarlanıyor. 2026 bütçesi yüzde 16 enflasyon varsayımıyla hazırlanmıştı; yıl sonu tahmini yüzde 28,4. 2027 için hedef yüzde 21. Hedef tutmadığında aradaki fark memurun ve emeklinin cebinden çıkıyor. Bu yalnızca bir adalet sorunu değil; iç talebi daraltan, esnafı ve iç piyasaya üreten sanayiciyi vuran bir makroekonomik hatadır.

NE YAPILMALI?

Birincisi, yüksek faiz politikasına son verilmeli. Türkiye’deki enflasyon talep değil, maliyet kaynaklıdır. Yüksek faiz enflasyonu düşürmez; finansman maliyeti olarak fiyatlara yansır, bütçeyi rantiyeye teslim eder. Faizdeki her puanlık düşüş, bütçede yüz milyarlarca liralık alan açar.

İkincisi, kaynaklar tarım ve yüksek katma değerli üretime kaydırılmalı. Tarıma ayrılan 1,3 trilyon lira, faize ödenenin üçte biri bile değil. Faizden kurtarılacak kaynak ve kredi, tüketim ile rant alanlarından tarıma, sanayiye ve teknolojiye yönlendirilmelidir.

Üçüncüsü, stratejik altyapı yatırımlarına devam edilmeli. Enerji, su, demiryolu, lojistik ve savunma sanayisi yatırımları döviz kazandırır ya da döviz tasarrufu sağlar. Faizi kalıcı olarak düşürmenin yolu dışa bağımlılığı azaltmaktan geçer.

Dördüncüsü, kamulaştırmalar yeniden başlamalı. Gıda ve enerji güvenliği özel sektöre tamamen teslim edilemez. Stratejik sektörlerde kamu mülkiyeti ve KİT’lerin fiyat çıpası olarak kullanılması, tekelci fiyatlamaya karşı en etkili silahtır. Piliç sektöründe atılan adım, diğer gıda alanlarına ve enerji sektörüne yönelik olarak genişletilmelidir.

Beşincisi, maaşlar gerçekleşen enflasyona göre ayarlanmalı. Memur ve emekli maaşları hedefe değil, gerçeğe endekslenmeli; üzerine refah payı eklenmelidir.

KAYNAKLARIMIZI ÜRETİME YÖNLENDİRELİM

Sonuç olarak, bütçe açığına bakarken kaynağın nereye aktığı sorusu önemlidir. Depremzedeye, toplu konuta, Anadolu’ya ve üretime akan bütçe açığı kalkınma anlamına gelir. Faiz lobisine ve sıcak paraya akan açık ise milletin alın terinin bir avuç rantiyeye aktarılmasıdır. 2027 bütçesinin sorunu açık değil, faizdir. Bir kez daha söylüyorum: Bütçeyi memur yemiyor, faiz yiyor.

Kaynak: Aydınlık

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.