Bu Şehir “Biz”le güçlenir! / Editör’den
Zeydan Karalar’a geçmiş olsun dileklerimizi ileterek başlamak gerekir. Umudumuz ve temennimiz odur ki, yürüyen davalar adaletle sonuçlansın, kendisi beraat etsin ve en kısa sürede görevinin başına dönsün.
EDİTÖR’DEN
Çünkü Adana’da hissedilen ortak bir duygu var: Başkan Adana’yı özlemiş, Adana da Başkanını… Bu şehir zor zamanlarda gürültüyü sevmez; sükûneti, sağduyuyu ve toparlanmayı tercih eder. Adanalı bilir ki mesele bağırmak değil, işi yürütmektir.
Adana büyük şehirdir. Lafla ikna olmaz ama samimiyeti daha ilk anda hisseder. Burada siyaset yaparken kullanılan dil önemlidir. “Ben” dendiğinde şehir biraz geri durur, “biz” dendiğinde ferahlar. Çünkü bu memlekette herkes bilir: Belediyecilik tek kişinin omzunda yürüyecek bir iş değildir. Adana’da işler tek başına değil, yan yana durarak olur.
Belediye dediğin; sahada koşturanı olan, masada proje üreteni olan, gecenin bir yarısı telefonla arananı olan bir yapıdır. Başkan orada olsun ya da olmasın, çark dönsün diye iyi niyetle, gece gündüz çalışan insanlar vardır. Adanalı bunu görür, bunu unutmaz. Zaten unutulmasını da istemez.
İşte tam da bu yüzden insanın içinden bir beklenti geçiyor. Beklenirdi ki bu süreçte, “Ben Silivri’deyken mesai arkadaşlarım benim yokluğumu hissettirmemek için gece gündüz çalıştı” denilsin. Beklenirdi ki yükü omuzlayanların adı anılsın, sahada ter dökenlerin emeği onurlandırılsın. Çünkü Adana’da insanlar alkıştan çok hatırlanmayı önemser; emeğin adının anılmasını ister.
Ancak tercih edilen dil çoğu zaman yine “ben” oldu. Oysaki içeride, insanın kendisiyle baş başa kalacağı, muhasebe yapacağı, kelimeleri yeniden tartacağı uzun bir zaman vardı. Adana’da böyle zamanların ardından genellikle şu cümle beklenir: “Bu işi ben değil, biz yaptık.” Çünkü Adana’nın terazisi kelimeyi de tartar, niyeti de ölçer.
Bu sözler kırmak için değil, Adana’nın ruhunu hatırlatmak için söyleniyor. Çünkü bu şehir ego sevmez. Samimiyeti sever. Emeğin adının anılmasını, yükü taşıyanın sırtının sıvazlanmasını ister. “Biz” demek tam da budur; lafla değil, tavırla gösterilir.
“Biz” yalnızca bir kelime değildir; bir duruştur, bir yönetim tarzıdır. Paylaşmak demektir, sorumluluğu birlikte taşımak demektir. Ego geri çekildikçe kurum güçlenir. Gürültü azaldıkça güven artar. İşler belki sessiz yürür ama Adana usulü sağlam yürür.
Bugün gelinen noktada bir gerçek de ortada duruyor: Adana’dan çıkan bir siyaset dili artık sadece bu şehirde değil, Türkiye’nin dört bir yanında karşılık buluyor. Bu da şunu gösteriyor: İnsanlar kendini anlatanı değil, şehrini ve ekibini anlatanı sahipleniyor. Ayrıştıranı değil, toparlayanı benimsiyor. Adana’nın mayası da tam olarak budur.
Bu şehir liderinden kahramanlık hikâyesi beklemez. Düzen ister, devamlılık ister, ekip ruhu ister. Başkanın varlığıyla değil, yokluğunda da işlerin yürümesiyle gurur duyar. Çünkü gerçek güç, herkesin kendini bu hikâyenin parçası hissetmesidir.
Adana’nın dili serttir ama kalbi yumuşaktır.
“Ben”le öne çıkana mesafeli durur.
“Biz”le yürüyene omuz verir.
Bu şehir hâlâ burada.
Sağduyuyla, sükûnetle, paylaşarak yürünecek yolu bekliyor.