Siyasette Bedel, Üslup ve Umut
NİYAZİ KOÇ
Zeydan Karalar siyasete tepeden inme girmiş bir isim değil. Gençlik kollarından başlayarak örgütün her kademesinde emek vermiş, çekilmesi gereken çileyi çekmiş bir siyasetçi. Bu yol kolay bir yol değildir; sabır ister, direnç ister, bedel ister. Karalar da bu bedelleri ödeyerek yürümüş ve bu yürüyüşünü Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile taçlandırmıştı.
Son yaşanan süreçte tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması, yalnızca kişisel bir özgürlük meselesi değil; toplumda da belirgin bir rahatlama ve umut duygusu yarattı. Ancak asıl dikkat çekici olan, bu sürecin Karalar’ın diline ve tavrına yansıması oldu. Tutuklanmadan önceki söylemle, tahliye sonrası kullanılan dil arasında belirgin bir fark var. Daha sakin, daha kapsayıcı, daha ölçülü… Açık söylemek gerekirse; bir belediye başkanından öte, bir devlet adamına yakışan bir üslup.
İnsan ister istemez şunu sorguluyor:
Demek ki siyaset, yaşananlardan ders çıkarıldığında değişebiliyor.
Demek ki dil dönüşebiliyor.
Bu noktada şu ihtimal de konuşulmaya başlanıyor: Eğer Sayın Karalar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine eksiksiz biçimde döner ve ardından Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı görevini yeniden üstlenirse; bu yalnızca bir göreve dönüş değil, bedel ödemiş bir liderliğin yeniden sahneye çıkışı olarak okunur.
Türkiye siyasetinde bu tür hikâyelerin karşılığı vardır. Çünkü toplum, zahmetsiz yükselişlerden çok; sınanmış, tökezlemiş ama ayakta kalabilmiş lider profillerine daha fazla kulak verir. Ancak bu noktada belirleyici olan bir başka eşik vardır: yönetim anlayışı.
Eğer bu yeni dönemde Karalar, yol arkadaşlarında gerçek bir revizyona gider;
“ben” yerine sahici bir biçimde “biz” der,
bunu yalnızca söylemde değil uygulamada da hayata geçirir,
liyakati merkeze alır, işi ehline teslim eder,
dar kadrolar yerine geniş ve nitelikli ekiplerle yürürse…
İşte o zaman bu hikâye yalnızca yerel bir başarı öyküsü olmaktan çıkar.
Bu durumda Cumhuriyet Halk Partisi açısından da yeni bir umut alanı oluşur. Uzun süredir ihtiyaç duyulan; kavga etmeyen, bağırmayan, birleştiren, bedel ödemiş ve olgunlaşmış bir lider profili, parti için doğal bir seçenek hâline gelir. Bu bir ilan değil; siyasetin kendi dinamikleri içinde filizlenen bir ihtimaldir.
Eğer hukuki süreçler bu yönde ilerler, siyasi yasak gibi bir tablo ortaya çıkmazsa; önce parti içinde daha görünür bir sorumluluk, ardından daha üst görevlerin konuşulması şaşırtıcı olmaz. Hatta zamanla, toplumsal mutabakat genişlerse; CHP Genel Başkanlığı, hatta Cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi başlıkların dahi telaffuz edilmesi mümkün hâle gelir.
Ama altını kalın çizgilerle çizmek gerekir:
Bu yolun başlangıcı makam değil, üsluptur.
Bu yolun anahtarı iddia değil, liyakattir.
Bu yolun gücü ise “ben”den değil, “biz”den gelir.
Şartlar oluşursa, zemin zaten hazırdır.
Gerisi, siyasetin doğal akışına kalır.
Not: Başkan Silivri’deyken, bu süreçte yaşanan ruh hâlini ve iç muhasebeyi anlatan bir yazı kaleme almış; hayali bir görüşme üzerinden duygularına tercüman olmaya çalışmıştık. O yazıyı yeniden okumak isteyenler aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilir:
https://www.adanamuhalif.com/sessizlikten-sonra-gelen-seszeydan-karalar/
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha net anlıyorum: Sayın Karalar o yazıyı okumuş; biz de farkında olmadan onun hislerine tercüman olmuşuz. Yaşananların ardından ortaya çıkan yeni dil ve tavır, bunun en açık göstergesi. Görünen o ki yüce devletimiz de kendisine yeni bir şans tanımış; bu durum da toplumda, özellikle halk nezdinde, yeni bir umut duygusunun filizlenmesine vesile olmuştur.
Ve Sayın Karalar, o yazının sonunda sözü şuraya bağlamıştı:
“Benim yolum Büyük milletimizin hak yoludur.
Benim yönüm; halkın refahına, devletin bütünlüğüne, milletimizin birliğine dönüktür.”
— Zeydan Karalar