Yaşlı plastik atık toplayıcısı ve “sosyal hizmetler” ne iş yapar?
EDİTÖRDEN
Her toplumun kendine özgü yoksulları vardır.
Pakistan’da da böyledir, Afganistan’da da… Türkiye’de de.
Ekonomik gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, hayatın bir köşesinde yaşam mücadelesi veren insanlar hep vardır. Ancak önemli olan, bu insanların varlığı değil; toplumun ve devletin onlara nasıl yaklaştığıdır.
Adana’nın merkez ilçesi Yüreğir’de, Atakent Mahallesi’nin geniş caddelerinden birinde her sabah aynı manzarayla karşılaşıyorum.
Yaşı yetmişi geçmiş bir adam…
Eski bir bisiklet…
Bisikletin arkasındaki çuval…
Ve sokak sokak dolaşıp plastik atık toplayarak geçinmeye çalışan bir insan.
Bugüne kadar kendisiyle konuşmadım.
Belki konuşsam anlatacak çok şeyi vardır.
Ama aslında konuşmasına da gerek yok.

Yüzündeki çizgiler, eğilmiş omuzları ve bazen kaldırım kenarında oturup yalnızca bir şişe soda içerek dinlenişi, uzun bir hayat hikâyesini sessizce anlatıyor.
İnsan bazen bir insanın gözlerine bakarak da yoksulluğu anlayabiliyor.
Türkiye’de yoksulluk yalnızca sokakta gördüğümüz birkaç kişiden ibaret değil.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) gelir dağılımı araştırmalarına göre nüfusun önemli bir bölümü yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşamını sürdürüyor.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik son yıllarda belirgin şekilde arttı. En yüksek gelir grubundaki yüzde 20’lik kesim, toplam gelirin neredeyse yarısına sahip olurken; en düşük gelir grubundaki yüzde 20’nin payı bunun çok küçük bir bölümünde kalıyor.
Emeklilerin önemli bir kısmı temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Asgari ücretle çalışan milyonlarca insan ay sonunu getirebilmek için ikinci bir iş arıyor.
Sokaklardan kâğıt ve plastik toplayanların sayısı her geçen yıl biraz daha artıyor.
Bunların önemli bir bölümü kayıt dışı çalışıyor, sosyal güvenceden yoksun yaşıyor ve çoğu zaman görünmez insanlar hâline geliyor.
İşte tam da burada akla şu soru geliyor:
Sosyal hizmetler ne iş yapar?
Elbette belediyelerin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, sosyal yardımlaşma vakıflarının ve sivil toplum kuruluşlarının önemli çalışmaları var.
Her yıl milyonlarca kişiye sosyal yardım ulaştırılıyor.
Yaşlı aylıkları, engelli destekleri, evde bakım hizmetleri, gıda yardımları, şartlı eğitim ve sağlık yardımları gibi birçok sosyal destek uygulanıyor.
Ancak sokakta hâlâ yetmiş yaşını geçmiş insanların çöp konteynerlerinden ekmek toplaması ya da bisikletle plastik atık peşinde kilometrelerce yol gitmesi, sistemin her ihtiyaç sahibine ulaşamadığını düşündürüyor.
Çünkü sosyal yardım yalnızca kapıya bir koli bırakmak değildir.
Sosyal hizmet; insanı bulmak, dinlemek, değerlendirmek ve onu yeniden hayata kazandırmaktır.
Bir yaşlının neden çalışmak zorunda kaldığını araştırmaktır.
Sağlık hizmetine erişip erişemediğini bilmektir.
Barınma sorunu olup olmadığını tespit etmektir.
Gerekirse psikolojik, ekonomik ve sosyal destek mekanizmalarını birlikte devreye sokmaktır.
Belki de her sabah bisikletiyle önümden geçen o adam, devletin kayıtlarında “yardım almıyor” olarak görünüyordur.
Belki yardım istemeyi gururuna yediremiyordur.
Belki kimse kapısını hiç çalmamıştır.
Belki de gerçekten sistemin gözünden kaçmıştır.
İşte sosyal hizmet dediğimiz kavram tam da bu “belki”lerin peşine düşmek zorundadır.
Bir toplumun gelişmişliği, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; en zayıf insanına nasıl davrandığıyla ölçülür.
Yetmiş yaşını aşmış bir insanın Adana sıcağında bisikletiyle plastik toplayarak yaşamını sürdürmeye çalışması, sadece ekonomik bir tablo değil; sosyal hizmetlerin ne kadar etkili işlediğini sorgulamamızı gerektiren toplumsal bir gerçektir.
Asıl soru şudur: Yardıma gerçekten ihtiyacı olan herkese ulaşabiliyor muyuz?
NOT: Yazıdaki görseller yapay zeka ile oluşturulmuştur.