26 Ekim 2026, 10:45:29
Dolar 42,2340
Euro 48,8802
Altın 5.629,56
BİST 10.824,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana 24°C
Az Bulutlu
Adana
24°C
Az Bulutlu
Cts 24°C
Paz 16°C
Pts 19°C
Sal 20°C

Savaşlar, krizler ve geçim kaygısı ruh sağlığını yıpratıyor

Almanya’da psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle işe devamsızlık 10 yılda yüzde 42, tükenmişlik kaynaklı devamsızlık ise yüzde 77 arttı. Klinik Psikolog Kübra Keçeci, ekonomik belirsizlik, yalnızlaşma ve iş baskısının ruh sağlığını yıprattığına dikkat çekti.

Savaşlar, krizler ve geçim kaygısı ruh sağlığını yıpratıyor
26 Ekim 2026 08:45
A+
A-

Almanya’da psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle işe devamsızlık hızla artıyor. Almanya’da Genel Yerel Sağlık Sigortası Kurumu (AOK) tarafından yayımlanan 2026 Devamsızlık Raporu bu çarpıcı tabloyu ortaya koydu. Psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle iş göremezlik günleri 2016’da her 100 sigortalı için 284 iken 2025’te 403’e yükseldi. On yıldaki artış yüzde 42’ye ulaşırken tükenmişlik tanısıyla kaydedilen devamsızlık günleri yüzde 77 arttı. Psikolojik rahatsızlıklarda bir rapor döneminin ortalama süresi de 28,5 gün olarak kaydedildi.

Rakamlar, sorunun yalnızca bireysel dayanıklılıkla açıklanamayacağını gösteren önemli bir tartışmayı gündeme getirdi. Ekonomik belirsizlik, geçim kaygısı, uzun çalışma saatleri ve iş yerindeki baskılar insan ruhunu nasıl etkiliyor? Tükenmişlik hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

Klinik Psikolog Kübra Keçeci ile psikolojik rahatsızlıkların nedenlerini, çalışma hayatının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve tükenmişlikle mücadelede atılması gereken adımları konuştuk.

YALNIZLAŞMA VE GELECEK KAYGISI RUH SAĞLIĞINI ZEDELİYOR

Almanya’da psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle iş göremezlik günleri yüzde 42 arttı. Sizce bu artış neden yaşanıyor?

Burada birçok faktörün etkili olabileceğini söylemek mümkün. Bireysel açıdan değerlendirdiğimizde, pandemi döneminin psikolojik etkilerinin hâlâ birçok insan için devam ettiğini görüyoruz. Yalnızlaşmayı, bireyselliği ve kişinin her sorunun üstesinden tek başına gelmesi gerektiğini teşvik eden düşünce biçimleri de insanları sosyal destekten uzaklaştırabiliyor. Oysa insanın psikolojik iyilik hâlini koruyabilmesinde sosyal ilişkiler ve aidiyet duygusu oldukça önemli. Diğer yandan insan, yalnızca kendi yaşadıklarından değil, çevresinde olup bitenlerden de etkilenir. Küresel ölçekte yaşanan savaşlar, ekonomik krizler, güvenlik tehditleri; geleceğe yönelik belirsizlikleri ve güvensizlik duygusunu artırabiliyor. Kişi bu olayları doğrudan yaşamasa bile sürekli bunlara maruz kalmak, dünyayı daha tehditkâr ve geleceği daha kaygı verici algılamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla psikolojik rahatsızlıklardaki artışı yalnızca bireysel sorunlarla açıklamak yerine, kişinin içinde yaşadığı toplumsal, ekonomik ve küresel koşullarla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

DİNLENMEKLE GEÇMEYEN YORGUNLUĞA DİKKAT

Tükenmişlik tanısıyla kaydedilen devamsızlık günlerinin aynı dönemde %77 artması dikkat çekiyor. Tükenmişlik sendromunu sıradan iş yorgunluğundan ayıran belirtiler nelerdir?

Burada ayırıcı en önemli özellik, yorgunluğun dinlenmekle geçmemesi ve kişinin yaşamının farklı alanlarını etkilemeye başlamasıdır. Normal yorgunlukta kişi, dinlendiğinde enerjisini yeniden kazanabilir. Tükenmişlikte ise, sabah uyandığında bile kendini bitkin hissedebilir; işe karşı isteksizlik, motivasyon kaybı, dikkat ve konsantrasyon güçlüğü yaşayabilir. Bunun yanı sıra, daha önce keyif aldığı şeylere karşı ilgisizlik, insanlara karşı tahammülsüzlük, duygusal uzaklaşma ve yetersizlik hissi de görülebilir. Kişi zamanla yalnızca işine değil, kendisine ve çevresine karşı da olumsuz duygular geliştirebilir. Burada en belirleyici olan, tükenmişliğin bir anda ortaya çıkmaması, çoğu zaman uzun süre ihmal edilen stresin ve karşılanmayan psikolojik ihtiyaçların sonucunda gelişmesidir.

GEÇİM KAYGISI PSİKOLOJİK YÜKÜ AĞIRLAŞTIRIYOR

Ekonomik belirsizlik, geçim kaygısı ve uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalışma… Bütün bunların psikolojik etkisi neler?

Savaşlar, krizler ve geçim kaygısı ruh sağlığını yıpratıyor - Resim : 2

Tüm bunlar insanın yalnızca günlük yaşamını değil, geleceğe dair güven duygusunu da etkiliyor. Kişi sürekli işini kaybetme, faturalarını ödeyememe veya temel ihtiyaçlarını karşılayamama endişesi taşıdığında, zihni devamlı bir tehdit algısıyla çalışabiliyor. Bu durum kaygı düzeyini yükseltirken uyku sorunlarına, dikkat dağınıklığına, tahammülsüzlüğe ve zamanla depresif belirtilere yol açabiliyor.

Özellikle belirsizliğin uzun süre devam etmesi, insanın kontrol duygusunu da zedeliyor. Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın geleceğini güvence altına alamadığını düşündüğünde çaresizlik ve yetersizlik hissedebiliyor. Uzun çalışma saatleri de dinlenmeye, sosyal ilişkilere ve kişinin kendisine ayırdığı zamana müdahale ederek bu yükü ağırlaştırıyor.

İŞE DÖNÜŞTE AYNI KOŞULLAR HASTALIĞI TETİKLEYEBİLİR

Depresyon, kaygı bozuklukları ve tükenmişlik yaşayan bir kişinin yeniden işe dönmesi uzun ve zor mu?

Savaşlar, krizler ve geçim kaygısı ruh sağlığını yıpratıyor - Resim : 3

Bu süreç kişiden kişiye değişir. İşe dönüş, yalnızca belirtilerin azalmasına değil, kişinin kendini yeniden güvende hissetmesine ve günlük yaşamını sürdürebilecek gücü kazanmasına da bağlıdır. Kişi fiziksel olarak işe dönebilecek durumda olsa bile aynı stresle karşılaşma, başarısız olma veya beklentileri karşılayamama korkusu yaşayabilir.

Örneğin, bir mobbing söz konusu olduğunda işe dönüş daha da zorlaşabilir. Kişi kendisini yıpratan aynı ortamla yeniden karşılaşacağını düşündüğünde kaygısı artabilir ve iyileşme süreci olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle yalnızca kişinin tedavi edilmesi değil, onu hasta eden çalışma koşullarının da değiştirilmesi gerekir.

RUH SAĞLIĞI YALNIZCA ÇALIŞANIN SORUMLULUĞU DEĞİL

Ruh sağlığını koruma sorumluluğu çalışana mı, işverene mi ait?

Aslında hem çalışana hem de işverene aittir. Ancak bu sorumlulukların kapsamı aynı değildir. Birey, kendi sınırlarını fark etmesi, ihtiyaçlarını ifade etmesi ve gerektiğinde profesyonel destek alması konusunda sorumludur. İşverenin sorumluluğu ise, çalışanların psikolojik sağlığını olumsuz etkileyen koşulları azaltmak, makul iş yükü sağlamak, mobbinge karşı önlem almak ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturmaktır. Çalışandan sürekli stresle baş etmesini beklerken stresin kaynağını görmezden gelmek, sorumluluğu yalnızca bireye yüklemek anlamına gelir. Dolayısıyla ruh sağlığını korumak ortak bir sorumluluktur.

DAMGALANMA KORKUSU YARDIMI GECİKTİRİYOR

Çalışanlar çoğu zaman damgalanma veya işini kaybetme korkusuyla psikolojik destek almaktan kaçınabiliyor. Bu sessizlik, sorunların ağırlaşmasına yol açar mı?

İnsan bazen yaşadığı sorundan çok, bu sorunu dile getirdiğinde karşılaşacağı tepkilerden korkar ancak psikolojik destek almayı ertelemek sorunların derinleşmesine neden olabiliyor. Kişi damgalanma veya işini kaybetme korkusuyla yaşadıklarını bastırdığında, stres zamanla kaygı bozukluklarına, depresyona veya tükenmişliğe dönüşebilir.

RUH SAĞLIĞINDA ÖNLEYİCİ ADIMLAR ŞART

Psikolojik rahatsızlıkların önlenmesi için çalışanlar, işverenler ve kamu kurumları hangi somut adımları atmalı?

Öncelikle psikolojik sorunların belirtilerini erken fark etmeyi ve bunları normalleştirmemeyi öğrenmeliyiz. Çalışanlar sürekli yorgunluğu, uyku sorunlarını veya motivasyon kaybını hayatın kaçınılmaz bir parçası olarak görmemeli; gerektiğinde destek aramalıdır. İşverenler ise çalışanların yalnızca performansını değil, psikolojik iyilik hâlini de gözetmeli; düzenli geri bildirim görüşmeleri yapmalı ve sorunların açıkça dile getirilebildiği bir kurum kültürü oluşturmalıdır. Kamu kurumlarının da psikolojik destek hizmetlerini erişilebilir kılması, iş yerlerindeki psikososyal riskleri izlemeyi güçlendirmesi ve çalışanların haklarını etkin biçimde koruması önemlidir.

Ama bence en önemli adım, yardım istemeyi bir sorun yaşandıktan sonra başvurulan son çare olmaktan çıkarmaktır. Nasıl fiziksel sağlığımızı korumak için önleyici tedbirler alıyorsak, ruh sağlığımız için de aynı yaklaşımı benimsemeliyiz. Çünkü önlemek, iyileştirmekten daha az maliyetli olmasının yanı sıra, insanın yaşam kalitesini ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de korur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.