“Mutlak Butlan” tartışması, Kılıçdaroğlu ve CHP’de geçiş süreci
NİYAZİ KOÇ
CHP’nin bugün karşı karşıya olduğu tablo, sıradan bir parti içi tartışmanın ötesine geçmiştir. Kurultay sürecine ilişkin iddialar, parti içindeki meşruiyet tartışmaları ve kamuoyuna yansıyan gelişmeler, hukuki ve siyasi bakımdan daha kapsamlı bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.
Bu noktada “mutlak butlan” tartışması, bir siyasi intikam ya da kişisel hesaplaşma aracı olarak görülmemelidir. Eğer kurultay sürecine ilişkin hukuken ciddi sakatlık iddiaları varsa, bunların bağımsız yargı organlarınca incelenmesi ve hukukun gerektirdiği sonucun ortaya çıkması gerekir.
Burada önemli olan, CHP’nin kendi seçmeni nezdinde meşruiyetini, güvenilirliğini ve kurumsal bütünlüğünü yeniden sağlamasıdır.
Elbette bu konuda nihai kararı verecek olan yargıdır. Hiç kimse mahkemelerin yerine geçerek kesin hüküm kuramaz. Ancak CHP gibi Türkiye’nin kurucu siyasi geleneğini temsil eden bir partide kurultay sürecine dair ciddi tartışmaların bulunması bile başlı başına önemlidir.
Bu nedenle, eğer hukuki süreçler sonucunda kurultay sürecine ilişkin bir geçersizlik değerlendirmesi ortaya çıkarsa, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık görevine dönmesi bir rövanş olarak değil, geçici bir restorasyon dönemi olarak görülmelidir.
Bu süreçte Sayın Kılıçdaroğlu’nun görevi, kişisel bir ikbal arayışı içinde olmak değil; CHP’yi mümkün olan en kısa sürede sağlıklı, şeffaf, demokratik ve tartışmasız bir kurultaya götürmek olmalıdır.
Böyle bir geçiş döneminin amacı, parti içi hesaplaşmaları büyütmek değil; CHP’nin kurumsal hafızasını, demokratik işleyişini ve toplumsal güvenini yeniden tesis etmek olmalıdır.
Sayın Kılıçdaroğlu, bu süreçte partiyi olağanüstü kurultaya taşıyacak, parti içi hukuk mekanizmalarını işletecek, kurultay sürecinin tüm taraflar bakımından eşit, adil ve şeffaf yürütülmesini sağlayacak bir geçiş lideri rolü üstlenebilir.
Ardından da, kendi siyasi misyonunu tamamlamış bir devlet adamı sorumluluğuyla, aktif siyasetten çekilmesi CHP açısından güçlü ve onurlu bir kapanış olur.
Bu yaklaşım, Kılıçdaroğlu’nun şahsını yeniden kalıcı bir liderlik makamına taşımak için değil, CHP’nin tartışmalı süreçlerden arınarak yeniden sağlıklı bir siyasi zemine kavuşması için savunulmalıdır.
CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey, kişisel hesaplaşma değil; kurumsal onarımdır.
Bu geçiş sürecinin asıl amacı, CHP’yi yeniden tarihsel çizgisiyle buluşturmak olmalıdır. Yani CHP; Cumhuriyet’in kurucu değerlerine bağlı, ulusal bağımsızlığı önceleyen, halkçı, sosyal adaletçi, laik, devlet aklına sahip ve Atatürkçü çizgisini güçlendiren bir hatta yeniden yerleşmelidir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan CHP budur.
Türkiye’nin sadece iktidara karşı çıkan değil; devleti bilen, milleti anlayan, milli çıkarları önceleyen, halkın sorunlarına gerçekçi çözümler üreten, sosyal adaleti savunan ve Cumhuriyet değerlerini çağın ihtiyaçlarıyla buluşturan bir CHP’ye ihtiyacı vardır.
Gerçek CHP’lilerin de kişisel hesaplarla, hizip tartışmalarıyla ve parti içi çekişmelerle anılan bir yapıdan çok; yeniden iktidar adayı olabilecek, güven veren, devlet ciddiyetine sahip, toplumun geniş kesimleriyle bağ kurabilen bir CHP’ye ihtiyacı vardır.
Bugün mesele Kemal Kılıçdaroğlu’nun kişisel meselesi değildir.
Mesele, CHP’nin tarihsel rotasına dönüp dönemeyeceği meselesidir.
Eğer CHP yeniden ulusal bağımsızlıkçı, halkçı, sosyal adaletçi, Cumhuriyetçi ve devlet aklına sahip bir çizgiye çekilebilirse, hem kendi seçmeniyle hem de Türkiye’nin geniş toplum kesimleriyle yeniden sağlıklı bir bağ kurabilir.
CHP’nin fabrika ayarları, geçmişe dönük nostaljik bir söylem değildir. Bu ayarlar; Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, milli egemenliğe, tam bağımsızlığa, halkçılığa, üretime, laikliğe, sosyal adalete ve Atatürkçü akla dayanır.
CHP’nin yeniden iktidar adayı olabilmesi için önce kendi içinde bu çizgiyi netleştirmesi gerekir.
Aksi halde CHP, sadece mevcut iktidar karşıtlığı üzerinden siyaset yapan, kendi iç tartışmalarını çözemeyen ve iktidar alternatifi olma vasfını zayıflatan bir görüntüden kurtulamaz.
Bu nedenle hukuki süreçlerin sonucunda ortaya çıkabilecek bir geçiş dönemi, doğru yönetilirse CHP için kriz değil; tarihi bir yenilenme ve yeniden kuruluş fırsatı olabilir.