DOLAR 18,5039
EURO 18,1433
ALTIN 987,966
BIST 3179,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana °C

“Finansal çevrelere savaş açtık”

“Finansal çevrelere savaş açtık”
06.12.2021
117
A+
A-

Özel bir şirkette baş ekonomist olarak görev yapan Şefik Çalışkan, Merkez Bankasının geçen ay aldığı faiz indirim kararı sonrası yeni durumu analiz eden bir rapor yayınladı

Özel bir şirkette baş ekonomist olarak görev yapan Şefik Çalışkan, Merkez Bankası’ın geçen ay aldığı faiz indirim kararı sonrası yeni durumu analiz eden bir rapor yayınladı. “TCMB 18.11.2021 toplantısı sonrası ekonomik görünüm” başlıklı raporun bir bölümüne hafta içinde yayınlanan piyasa notunda denk geldik. Bunun üzerine raporun tam metnine ulaştık. “TCMB’nin faiz indirmesinden sonra iktisatçılar ve muhalefet tarafından piyasada yaratılmaya çalışılan kaosun pratik ve teorik karşılığının olmadığı” görüşünün yer aldığı 20 Kasım 2021 tarihli raporda, Keynes ve Hayek arasında süregelen politika farklılaşmasına işaret edildi.

FAİZ MEKANİZMASI NASIL İŞLİYOR?

Çalışkan’ın kaleme aldığı raporda dikkatimizi çeken ve Hükümetin izlediği düşük faiz politikasının temelini oluşturan görüşler yer aldı. Raporda yüksek faizle işleyen sömürü çarkı şöyle anlatıldı; “Bizim gibi ülkelerde yükselen faizde ekonomik mekanizma şöyle çalışmaktadır: Faizler yükselince ülkeye sıcak para akımı olmaktadır. Gelen dövizler karşılığı para basılmaktadır. Hani yüksek faiz para darlığı yaratacaktı? Yüksek faiz aynı anda para hacmini artırır. Çünkü para basacak döviz gelmektedir. TCMB’nin basılan bu paranın enflasyon yaratmaması için APİ (Açık piyasa işlemleri) ile geri çekmesi gerekir. Ancak faizler yüksek olduğu için çekilen paraya yüksek miktarda faiz ödenecek, parasal genişleme daha da artacaktır. TCMB bu kaygıdan dolayı bu parayı çekmeyince özellikle orta gelir grubunda talep artmaktadır. Bu gelir grubunun ise tüketim ve harcama alışkanlığı bizim gibi ülkelerde tamamen ithalata dönüktür. Bu işlemleri yapmak için tekrar döviz alınması gerekiyor.”

YÜZDE 60’LARA VARAN VURGUN

“Bollaşan döviz, TL karşısında değersiz hale gelince alım gücü daha da artıyor. Böylece gelen sıcak paradan daha fazlası dışarı çıkmaya başlıyor. Yüksek faize gelen sıcak para hem yüksek faiz alıyor hem de çıkış zamanında TL’nin değerlenmesi nedeni ile daha yüksek efektif döviz talebi doğuruyor. Bu da ülkeye gelen sıcak paradan daha fazlasının çıkması anlamına geliyor. Bu şekilde yabancılara dolar bazında yüzde 60’lara varan gelir sağlanıyor. Bugün düşük faize karşı çıkan mandacı iktisatçılarımızın tamamı maaşlarını sıcak paracıların bu operasyonundan almaktadırlar. Ucuzlayan döviz ülkedeki rekabete açık imalat sanayisini vuruyor ve işsizlik baş gösteriyor. Sanayide çalışan bir kişi ticaret ve lojistikte iki kişiye, hizmetler sektöründe de üç kişiye istihdam sağlıyor. Düşük döviz kuru ile sanayi daralınca çarpan etkisi ile toplam işsizlikte çok fazla istihdam kaybına neden oluyor. Bu düzeni sürdürmek için ülkenin sürekli borçlanması gerekiyor. Nitekim ülkemizin bugün geldiği 450 milyar dolarlık dış borç bu şekilde oluşturulmuştur. Yüksek faiz düşük kur politikası her seferinde duvara çarpmış, insanımız fakirleşmiş, siyasetimiz istikrarsızlaşmıştır.”

DÖVİZ MEVDUATLARI ŞANS MI?

Faizlerin düşmesinin, ekonominin her alanında aynı anda olumlu yankı bulmazken; ülkemizdeki tasarruf alışkanlığından dolayı tasarrufların dövize kaymasına ve ülkemiz ekonomisinin cari açık vermesinden dolayı da enflasyonun yükselmesine anında sebebiyet verdiğine işaret edilen raporda, ayrıca, şu tespitler yer aldı; “Faizlerin düşmesi ile tasarrufların dövize dönmesi ve enflasyonun artması esasında bir nimettir. Şöyle ki, kurların artması ile o güne kadar tasarrufunu dövizde tutan ya da TL mevduattan döviz mevduatına geçen insanların ülkeye büyük katkısı bulunmaktadır. Birincisi, DTH (döviz mevduatları) hesaplarına faiz verilmemektedir. Yani bu kaynaklar, sıfır ya da sıfıra yakın oranlarda faiz verilmektedir. Bunlar gerçekte kur artışından faydalanmak istiyorlar. Bizim yapmamız gereken, bu kaynakları çok uygun fiyata ihracatçı firmalarımıza kredi olarak vererek onları dünya pazarında rekabetçi hale getirmektir. Bu firmalarımız kurun artışı ile de fiyat rekabeti yakaladıkları cirolarını çok daha yukarıya çekebileceklerdir. Diğer taraftan kurların artması ile DTH’ı olanlar zenginleşmektedir. Bu onların aynı zamanda harcama kabiliyetini bu da devletin vergi gelirlerini artırmaktadır.”

KURUN ARTMASI NEYE YARAR?

Kurların artması ile ülkemizin cari açık vermesinden dolayı dolara bağlı fiyatlarda artışı yaşanması konusuna da değinilen raporda; “Kurların artmasının siyasal sonuçlarını bir kenara bırakırsak, bu artış da ülkenin çok lehinedir. Şöyle ki, kur nedeniyle artan fiyatlar gerçekte enflasyon değil fiyat artışıdır. Fiyat artışı ile enflasyon arasında çok büyük fark vardır. Fiyat artışı olan ekonomilerde yatırım, istihdam, vergi gelirleri, cari fazla, gelir dağılımdaki adalet, refah ve toplamda da büyüme artar. Çünkü artan fiyatlar kârlılığı artırdığı için yatırım artış, yatırım artınca işçiye talep artar. Bu da işçilerin ücretini yükseltir. Şirketin kârı ve işçi gelirleri artınca da kamunun aldığı kurumlar vergisi, gelir vergisi ve KDV tahsilatlarında artış olur. Yatırımla beraber arz da artacağı için fiyatlar da normal seviyeye düşer. Devleti, şirketlerin ve bireylerin geliri artacağı için tasarruf artar faizler daha da makul hale gelir.” görüşü savunuldu.

ONLAR NEDEN FAİZE DOKUNMADI?

“Enflasyonun fiyat artışından farkı, enflasyonist ortamda şirket kârlılıkları artmaz, aynı oranda maliyetler de arttığı için kimse yatırım yapmaz. İstihdam artmaz. Teoride fiyat artışının istihdamı artırması gerekir (Philips Eğrisi teorisi). Şayet fiyat artıyor istihdam da artıyorsa bu enflasyon değildir ve faizler yükseltilmez.” denilen raporda, ABD ve AB’deki enflasyon artışına karşın faiz konusunda acele edilmemesi durumuna işaret edilerek, “Bizim ülkede kur yükseldikçe istihdamımız daha da artmaktadır. Bu nedenle kurları yükseltmek için faizi daha da düşürmemiz gerekir.” ifadeleri kullanıldı.

HAZİRAN 2022’DE DENGELENECEK Mİ?

Kurların yükselmesinin ülke borcunu artırdığına yönelik söylemlere de dikkat çekilen raporda, şu yorumlar dikkat çekti; “Kısaca faizin düşmesi ile bilançoda yükümlülüğümüz artmakta fakat kârlılığımızın artması ile borcumuzu ödeyebilir hale gelmekteyiz. TL faizleri yükseltirsek borumuzu ancak yeni borçla kapatır hale gelmekteyiz. Dolayısı ile kur arttı borcumuz arttı lafının ikinci üçüncü aşamasında tam tersi olmakta, gerçekte borcumuz daha kolay ödenebilir hale gelmektedir. … Düşük faiz yüksek kur politikasına devam edilmesi durumunda ülkemizdeki tüm ekonomik parametreler en geç 2022 haziranında düzelecektir. Bu politikadan başka da çare bulunmamaktadır. Böyle bir politikanın ise en az beş yıl istediği yönündeki iddialar da doğru değildir. AK Parti hükümeti zaten gerekli tedbirleri almış ve son parkura girmiştir. 2023 seçimlerini bu son parkur belirleyecektir.”

MERKEZ ÜLKELERİ KRİZİ BÖYLE İHRAÇ EDİYORLAR

Şefik Çalışkan’ın hazırladığı raporda tarihten şu iki örnek ise Çin’in izlediği politikayı neden Türkiye’nin de izlemesi gerektiği konusunda bilgi veriyor; “Ekonomik kriz, işsizlik demektir. Tarih boyunca krizin çözümü, ülkelerde istihdamın artırılmasıyla çözülmüştür.

İstihdamı artırmanın tek yolu, ülke kurlarını düşürerek ülkedeki fabrikaların tam kapasite çalışmasını sağlamak artan dış taleple yeni yatırımlar yaparak ülkeyi krizden çıkarmak şeklinde gerçekleşmiştir. Tarihte 1800’lerin başında İngiltere ülkedeki krizi çözmek için Osmanlı’ya zorla 1838 Baltalimanı anlaşması imzalatmış, bu anlaşma ile Osmanlı sanayisi çökmüş ve Osmanlı coğrafyası İngiliz pazarı haline gelmiştir. Bunun sonucu da Osmanlı 1918 Mondros anlaşması ile tasfiye edilmiştir. İngiltere 1842 Nanking anlaşması ile benzer anlaşmayı Çin ile yapmış ve Çin ekonomisi İngiliz sömürgesi haline gelmiştir. Günümüzde benzer anlaşmanın adı IMF, Dünya Bankası ve yerli mandacı iktisatçılar aracılığı ile “’yüksek faiz düşük kur politikası’ uygulamaktır.”

‘FİNANSAL ÇEVRELERE SAVAŞ AÇTIK’

“Yaşanan krizde faizleri düşürmek, dünyadaki tüm finansal çevrelere savaş açmak demektir.” tespitine yer verilerek, şu ifadeler kullanıldı: “Çünkü sıcak paracılar dünyadaki tüm ülkelerin hazine bonolarına yatırım yaptılar ve para kazanamıyorlar. Kripto varlıklar ve teknoloji şirketlerinde fiyatlar balon yapmış durumda her an patlayabilirler. Nitekim kripto paralardaki istikrarsızlık ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler sıcak paracıları tedirgin etmekteler. Sıcak paracılar son saldırıları emtia ve temel tüketim mallarının temsil eden kağıtlara yaptılar. Bu nedenle ÜFE tüm dünyada arttı. Bizim gibi ülkelere içerdeki mandacı ile dışarıda da kendini otorite sanan iktisatçılar aracılığı ile faiz yükseltmek için baskı kurmaya çalışmaktalar. Dünya FED, AMB, BOJ, İngiltere merkez bankaları, enflasyonu sebeplerini geçici olarak ilan edip para politikasında değişikliğe gitmezken, bizim mandacı iktisatçılarımız onların bu davranışında keramet kehanet ararken, bizim merkez bankasının son derece akıllıca yürüttüğü politikayla aklarınca kafa buluyorlar.” (Kaynak: Aydınlık Gazetesi)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.